|
|
100 Soruda
Yeni Parti, Yeni Lider |
26 Temmuz 2002'de güncellenmiştir.
Kamuoyunda; Liberal Demokrat Parti ile ilgili merak edilen ve cevap
aranan konuların, 100 ana başlık altında toplanmasının mümkün olduğu
görülmektedir.
Soru 1: Ülkemizde 20’den fazla siyasi parti bulunurken, bir yenisini
kurmaya niçin gerek duydunuz?
Cevap: Mevcut partilerin isim ve amblemleri değişik olsa da düşünceleri
benzerdir. Bunlar Ankara partileridir, yani devletçidirler. Devletin
birey için değil, bireyin devlet için varolduğu ön yargısıyla icraatta
birleşirler. LDP ise bireyi devlete karşı korumak için yola çıkmıştır.
Milliyetçi ve Muhafazakar görüşlerin milletimizin benimsediği şekli ile
savunuculuğu üstlenmiştir.
Soru 2: Savunduğunuz Liberal görüş kısa ve öz olarak nasıl
tanımlanabilir?
Cevap: Liberal demokrasi ; serbestlik, fırsat eşitliği, adalet,
istikrar, disiplin ve şeffaflıktır. Yaşama, çalışma, teşebbüs, din,
vicdan, düşünceyi ifade, yayın, toplanma ve gösteri hürriyeti her türlü
kısıtlamadan azadedir.
Soru 3: Eleştirdiğiniz konularda ve önerdiğiniz çözüm formüllerinizde
size katılıyoruz ancak bunları gerçekleştirmek için seçim barajını
geçecek oyu almanız, sonra da iktidar olmanız gerekiyor. LDP bu
hedeflere ulaşabilecek mi ?
Cevap: Teşhisimizi doğru, açıkladığımız tedavi yöntemini olumlu
bulanların (Ki…Aksi de bugüne kadar hiçbir zeminde dile
getirilememiştir) oylarıyla bizi desteklemeleri düz mantık icabı gayet
doğaldır. Gerek İnternet ortamında, gerekse klasik yöntemle yapılan
kamuoyu yoklamaları da, bu doğruyu teyit etmektedir. Ankara Partileri
ile ilgili anketlere seçmenin %17’sinin olumsuz, %35’inin de
“Hiçbirisine” şeklinde görüş bildirmesi, LDP’nin barajı geçmek şöyle
dursun ( alternatifi de olmaması sebebiyle) 1.Parti konumuna geleceğinin
göstergesidir.
Soru 4: Varsayalım birinci parti oldunuz ve hükümeti kurmakla görevli
kılındınız. Şu aşamada vitrinde Besim Tibuk’ dan başka görünen yok.
Açıkladığınız programı icra edecek kadroyu nasıl sağlayacaksınız?
Cevap: Projektörler kasıtlı olarak yakılmadığından vitrin görülmüyor,
boş sanılıyor. Hakim durumdaki medya, adeta özel bir özenle, LDP’nin
faaliyetlerini ve bu işleri sürdürenleri gözden saklamak için şalteri
inik tutuyor. Projektörler yakılsa, görsel ve yazılı basın LDP’ ye
(fazlasını değil) hak ettiği yeri verse, partimizin kadrosunun ( Bugünkü
ANAP’ın değil, rahmetli Özal’ın 1983’teki ekibine kıyasla dahi) yeteneği
ve yeterliliği her insaf sahibi tarafından kabul edilecektir. Nicelik ve
nitelik açısından değerlendirildiğinde, 1983’de Özal’ın etrafında olup
da adı bilinen kim vardı diye düşünmek, haklılığımızı tescile yetecektir
kanısındayız.
Soru 5: Türkiye’nin sayısal çokluğu kadar kronikleşmiş dertlerini
çözümleyebileceğinize inanıyor musunuz? Cevabınız olumlu ise bu işleri
partiniz kaç yılda tamamlayabilir?
Cevap: Biz ülkenin çok iyi etüt ettiğimiz meselelerini biliyoruz. Sebep
ve sonuç analizlerini rasyonel yaptığımız için de “Türkiye’nin
çözemeyeceğimiz sorunu yoktur” sloganı ile yola çıkmış bulunuyoruz.
Yumurtanın dik durdurabileceğine Kolomb, Gordion Düğümü’nün
çözülebileceğine ise Büyük İskender sahneye çıkana kadar ihtimal
verilmiyordu. LDP’nin sahne-i siyasette yer almasıyla, çözülmesine
ihtimal verilmeyen Türkiye’nin sorunlarının da sona ereceği (Her şeyin
bir ilki vardır deyimindeki gibi) görülecektir. Sihirli değneğe sahip
olmayan LDP; hangi sorunun hangi yöntemle ve hangi kaynakla nasıl çözüme
kavuşturulacağını, tüm ayrıntılarıyla kitapçıklarında yalın bir şekilde
açıklamaktadır.
Soru 6: Birinci parti olarak bir koalisyon hükümeti kursanız hatta tek
başınıza iktidar olsanız, Ankara’daki siyasetçi, mafya, bürokrat ilişki
zincirini kırabileceğinizi sanıyor musunuz? Balina, Puro,Bufalo v.s. nam
altındaki operasyonlar (bataklık kurutulamadığı takdirde) sizin
döneminizde de gündemde kalacaklar mı?..
Cevap: LDP’nin etkin ve yetkili olduğu bir hükümette özellikle siyasiler
ile bürokratların illegal faaliyetlerde bulunmaları, bu yönde ilişki
kurmaları, getirilecek düzenlemelerle ,bunlara bağlı yeni yapılanmalarla
imkansız kılınacaktır. İnsanın güneşe gitmesi ya da direkt olarak
ensesini görmesi ile devletin hortumlanması eşdeğer anlam taşıyacaktır.
LDP’nin öncelikli ilkesi, yolsuzlukların zemininin ortadan
kaldırılmasıdır.
Soru 7: Şimdiki muhalefet partileri gibi, halen iktidar da bulunanlar da
düne kadar, çamurun üzerinde oturmayacaklarını vurgulayarak
yolsuzlukların kökünü kazıyacaklarını vaat ediyorlardı. İyi niyetli
oldukları varsayılsa bile başarı sağlayamadıkları ortada. İyi niyet tek
başına çözüm getirmediğine göre LDP’nin alacağı radikal önlemler
nelerdir?
Cevap: Dikkat edilirse suiistimal, rüşvet, vurgun, soygun, talan ve
hortumlama sadece Devletlin akçeli işlerde etkin olduğu alanlarda
yapılabilmektedir. LDP sivrisineklerle uğraşmayıp, bataklığı kurutmayı
hedef almıştır. Bu amaçla ilk aşamada Devlet her türlü parasal işlemin
dışına çıkartılacak, ekonomiden elini çekecektir. Büyük ihale
yolsuzluklarının gerçekleştiği yatırımcı Bakanlıklar (Bayındırlık,
Ulaştırma, Enerji, Sağlık, Eğitim) lağvedilecektir. Bütün KİT’ler,
çalışanlara öncelik tanınmak kaydı ile (gerektiğinde 1 T.L. karşılığında
bile) mümkün olan en kısa sürede özelleştirilecektir. Bu bağlamda,
kendisi de bir KİT’e dönüşen Özelleştirme İdaresi’nin hukuki varlığına
son verilecektir. Devletin mülkiyetindeki bütün büyük binalar satılarak,
sivilleştirilecek Ankara, menfaat sağlama merkezi olmaktan
çıkartılacaktır. Neticede; siyasetçinin baskı yapacağı bürokrat,
bürokratın görevini kötüye kullanabileceği akçeli işlerde etkin bir
Devlet kurumu kalmayacaktır. İki ayağı kopan sacayağı da, mafyanın tek
bacağı üzerinde duramayacağından, kronikleşmiş bir dert sona erecektir.
Soru 8: LDP Mevcut Anayasa ile ülkenin çağdaş uygarlığı yakalayacak bir
ivme kazanacağına inanıyor mu?
Cevap: Bugünkü Anayasa fazla detaylı olmasının yanı sıra yürütme
erkinin, Başbakan tarafından kullanılmasını öngörmektedir. LDP ise
Başkanlık Sisteminden yanadır. O nedenle LDP; 5 sayfada toplanan 4
maddelik, 39 bentlik bir Anayasa taslağı hazırlamıştır. Yasama, Yürütme,
Yargı ve Birey Hakları başlıkları altında özgürlükçü demokrasinin bütün
gereksinmelerini karşılayacak nitelikteki Anayasa taslağımız ,
Başbakanlığı kaldırıp yürütme erkini Başkana tanıdığından, (başta
ekonomik programlar için ) çok önemli olan “Yönetimde İstikrar”arayışını
da sona erdirmektedir.
Soru 9: LDP’nin söylemlerinden Devlete karşıymış gibi bir anlam
çıkıyor.Eğer böyle ise Devletin yerine nasıl bir müessese ikame
edeceksiniz?
Cevap: Öyle anlaşılıyor ki; nüansların atlanmasından kaynaklanan yanlış
bir varsayım, sayıları az da olsa bazı vatandaşlarımızda yer etmiştir.
LDP Devlete değil Devletçiliğe karşıdır. Yani…Devletin gücünün birey
için değil, bireye karşı kullanılması şeklinde tezahür eden bir yönetim
anlayışını LDP uygun bulmamaktadır. Bireyin özgürlüklerini kısıtlayan
totaliter devletçilik bugün tüm dünyada ekonomik, sosyal ve kültürel
alanlarda iflas etmiş, çağdışı bir yöntem olarak kabul edilmektedir.
Bireyin refah ve mutluluğunun devletçilikte değil, Liberal uygulamalarda
sağlandığı bugün çağdaş dünyanın yadsınamayan gerçeğidir.
Soru 10: Bireyin özgürlüklerini kullanması,hak ve hukukun korunması
kulağa hoş gelen söylemler. Ancak… Size göre birey,birey olduğunun tam
farkında mı?… Bu konuda tavır sergileyecek şuurda mı?..Hak verilmez
alınır deyimi halkımız için bir anlam taşıyor mu?
Cevap: En kötümser olmamız gereken konu bu iken, biz iyimseriz.
Halkımızın sağduyusuna güveniyoruz. Bütün mesele halka ulaşabilmek,
sorunları anlatabilmek ve gönül bağı kurabilmektir. Bu konuda ve Liberal
felsefenin yerleşmesinde medyaya, özel TV’lere çok önemli görevler
düştüğüne inanıyoruz. TRT’yi saymıyoruz. Bu kuruluş bizlerden toplanan
vergilerle ayakta duran ve beynimizi yıkayan en kötü devlet kurumudur.
Kapatacağımız ilk müessesedir. Bize göre halkımız birey olduğunun
bilincindedir, devletine bağlı bulunduğundan tepkisini yakıp kırarak
değil, zaman içinde bilinçli bir şekilde haklarını dile getirmek
suretiyle sergileyecektir. Biz buna gönülden inanıyoruz. Zaten LDP’yi
kurmamızın ve iktidara talip olmamızın temelinde de, halkımıza
duyduğumuz güven yatmaktadır.
Soru 11: Medya ve toplumda tanınmış kişiler sık sık “Derin Devlet”
kavramını dile getiriyor. LDP vaatlerde bulunup, yapacağı icraatı
sıralarken derin devlet olgusunu yeterince değerlendiriyor mu?
Cevap: Türkiye’de, tanımı Anayasada yapılmış bir tek devlet vardır.
Derin veya sığ sıfatını yakıştıranlar, öyle bir inancın yerleşmesinden
yasadışı çıkar sağlamak isteyenlerdir. LDP iktidarında hukukun üstünlüğü
devletin bütün kurum ve kuruluşlarında egemen kılınacak, gerekli her
türlü yaptırım süratle uygulanacaktır.
Soru 12: Yasal kovuşturmanın başlamasının birinci etabı, polisin
görevini her türlü baskının dışında yapabilmesiyle mümkündür.Tayin,
terfi ve nakillerde siyasilerin etkili olduğu ortadayken polisin normal
icraatı, adaletin tecellisi nasıl sağlanacaktır?
Cevap: LDP Programında da belirtildiği gibi polis bizim çok önem
verdiğimiz bir teşkilattır. Bu yaklaşımımız, insan haklarına verdiğimiz
önemden kaynaklanmaktadır. Toplumlar; polisini ne kadar müreffeh,
eğitimli ve komplekslerden arınmış konuma getirirlerse, o ölçüde mal ve
can güvenliklerini sağlarlar ve insan hakları göstergesinde üst
seviyelere ulaşırlar. Bizim dönemimizde tayin ve terfii önceden
bilinecek bir sisteme sokulacak polis, her türlü siyasi etkilenmenin
dışında kalarak, görevini yasal çerçevede hiçbir endişe duymadan yerine
getirebilecektir.
Soru 13: Bir anlamda insan haklarının polis ile güvenceye kavuşacağını
vurguluyorsunuz. Güneydoğuda da insan hakları kullanımının polis ile mi
sağlanacağını düşünüyorsunuz?
Cevap: Biz yıllardır Güneydoğu sorununun çok talihsiz bir trajedi
olduğunu dile getiriyoruz. O bölgede öncelikle ortamı yumuşatmak ve buna
paralel olarak güçlü bir istihbarat ağı ile halkın provoke edilmesini
önlemek gerekiyor. Asker yöreden çekilerek yerine polis ikame edilmeli,
serbest ticaretin önündeki engeller kaldırılmalı, suçlular teknolojinin
tüm imkanları ile takip edilmelidir. Karakol ve polisin, vatandaş
nezdinde normal bir devlet dairesi ve görevlileri gibi algılanması
sağlanmalıdır. Çok değerli şehidimiz Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar
Okkan için düzenlenen törenlerde olduğu gibi, halk ile polisin arasında
kurulan gönül köprüsünün kalıcılığı için çaba harcanmalıdır.
Soru 14: Güneydoğuda; isteyenlerin Kürtçe konuşmasının engellenmesi
insan haklarıyla bağdaşıyor mu?... Cevap hayır ise ne yapılmalıdır?
Cevap: 20.Yüzyıl geride kalmış, dünya küreselleşme yolunda önemli
aşamalar kaydetmiş ve uydu aracılığı ile yapılan her dilden yayın,
evlerin içine girmişken bu tür yasaklamalar akılcılıkla ters
düşmektedir. Bize göre herkes bildiği ve istediği dili konuşabilir.
Soru 15: Kürtçe yayınlara serbestlik tanınması istemleri ile ilgili
görüşünüz nedir?
Cevap: Resmi dili Türkçe olan devletin radyo ve televizyonlarında başka
bir dil ile yayın yapılması mümkün değildir. Biz iktidara geldiğimizde
zaten TRT’yi kapatacağımızdan, böyle bir tartışma da gündemden
düşecektir. Ancak… Rantabl görenler varsa kuracakları özel radyo ve
TV’lerde isterlerse, diledikleri dillerde 24 saat yayın yapabilirler.
Türkçe yayınlarda geçerli yasalarda suç sayılan ve cezai yaptırımı ön
gören fiiller, diğer diller için de söz konusu olacağına göre tartışmaya
gerek kalmıyor.
Soru 16: Ülkemizde değişik dillerde eğitim veren okullar olduğu
biliniyor.Bu durumda Kürtçe eğitim de yapılabilir mi?
Cevap: Bize göre ilköğretimde de, Yükseköğretimde de Kürtçe eğitim
yapılabilir. Kürtçe; eğitim dilinde yeterli olabiliyorsa, özel okula
Kürtçe öğrenime ilgi duyan öğrenci bulunabiliyorsa,Kürtçe dili ile
öğretim veren fakülte mezunlarına yurt içinde ve dışında büyük ihtiyaç
duyuluyorsa, arz talep ilişkisine göre bu tür eğitimde hiçbir sakınca
yoktur.
Soru 17: Türban veya başörtüsü kullanılmasına LDP’nin bakış açısı nedir?
Cevap: Biz parti olarak kafaların dışının nasıl örtüleceği ile değil,
içinin nasıl doldurulmasıyla ilgiliyiz. Bireylerin kılık ve
kıyafetlerine bir standart getirilmesini, insan hak ve özgürlükleriyle
bağdaşmayacağına inanıyoruz. Ayrıca; bu ve benzeri konularda getirilen
yasaklar, reaksiyona yol açacağından istenilen sonucu da veremez.
Toplumlarda barış ve birlik, yasaklarla değil uzlaşma ve hoşgörü ile
sağlanır.
Soru 18: Güneydoğuda yaşayan vatandaşlarımızın, batı illerine kıyasla
milli gelirden daha az pay aldıkları, dolayısıyla daha fakir bir hayat
sürdürdükleri bilinmektedir.Bu yörenin kalkındırılması için özel bir
planınız var mı?
Cevap: Güneydoğu için ayrıcalık düşünmüyoruz. Türkiye’deki az gelişmiş
bölgelerin tümünde hayat standardını yükseltecek tedbirler, bu yörede de
hissedilir şekilde bir iyileşmeyi sağlayacaktır. Gümrüklerin
sıfırlanması ve sınır ticaretinin serbest bırakılmasıyla Güneydoğu
bölgemizin çok kısa bir sürede kalkındığı görülecektir.
Soru 19: İç ve dış borç sarmalında bunalan,borç faizlerini yeni
borçlanmalarla karşılayan Türkiye’nin düze çıkması için ekonomiyi nasıl
yönetmeyi düşünüyorsunuz?
Cevap: Öncelikle çok önemli bir noktayı belirtmek gerekiyor. EKONOMİ
YÖNETİLEMEZ… Liberal felsefe, ekonominin tabii hukuka paralel kendi
düzeni olduğunu ve bu düzene devletin hiçbir şekilde müdahale etmemesi
gereğini savunur. Hiçbir hükümet ekonomiyi yönetemez. Bütün
kısıtlamaları, müdahaleleri engelleri kaldırarak ekonomiyi tamamen
bireylere bırakmak tek olumlu yoldur. İnsanlar teşebbüslerinde rahat
olduklarında, sermayeye her türlü güvence sağlandığında Türkiye ticaret
merkezi ve para cenneti olacaktır. Devletin yapacağı etkinlik; küçülerek
israfa son vermek, özelleştirmeleri gerçekleştirmek ve en yüksek sınırı
%10’u geçmeyecek şekilde vergi toplamaktır. Bu düzen işlediğinde Türkiye
5 yılda Avrupa, 10 yılda dünya standartlarını yakalayacaktır.
Soru 20: Ticarette sınırları kaldırıp gümrüğü sıfırladığınızda yerli
sanayiinin çökmesi gündeme gelmeyecek mi ?
Cevap: Çöküntü söz konusu bile olmayacaktır. Çünkü; gümrüklerle birlikte
finansman vergileri de sıfırlanacak, yerli sanayiciler çok ucuza para
bulacaklardır. İkinci olarak ulaştırma vergileri asgariye indirilerek,
maliyette önemli bir pay teşkil eden nakliye giderleri büyük ölçüde
düşürülecektir. Uygulama ile sanayiin ihtiyaç duyduğu ham maddeler de
sıfır gümrükle ülkeye gireceğinden maliyette önemli bir azalma
olacaktır. Bu reformla sanayicinin rekabet gücü müthiş bir artışa
ulaşacak ve Türkiye’nin dinamik bir sanayii olacaktır.
Soru 21: Bugünkü vergilerle bile devletin cari masrafları
karşılanamaz,iç ve dış borç miktarı sürekli artarken, siz vergilerin
%10’a indirileceğini, ulaşımdan, finansmandan, gümrüklerden hiç vergi
alınmayacağını belirtiyorsunuz. Bu durumda Devlet çarkı nasıl dönecek,
iç ve dış borçlar nasıl ödenecektir?
Cevap: Biz sağlık reçetesini 1994’den bu yana her zeminde dile
getiriyoruz ve “Böyle şey olmaz, reçete yanlıştır” diyen çıkmıyor ama
uygulama da yapılmıyor. Mesele çok basittir. Sorun; faizlerin çok
yüksek, vadelerin kısa olmasıdır. Yapılacak iş bir an önce KİT’leri ve
hazine arazilerini satarak iç borçları kapatmaktır. Bu uygulama dürüst,
şeffaf ve akıllıca yapıldığında elde edilecek gelir, dış borçları da
kapatacaktır. Devlet çarkının dönmesine gelince.... Faiz ödemesinden
kurtulmak zaten cari masrafların karşılanmasına yetecektir. %10 oranında
toplanacak vergi ise yaygınlaşacağından, bugünkünden daha fazla bir
rakama ulaşacaktır.
Soru 22: Söylemleriniz ve programınız sağlam ekonomiye sahip,güçlü bir
Türkiye portresi çiziyor. Dış güçler böyle bir oluşuma seyirci kalırlar
mı?
Cevap: Dış güçler yakınması, politikacıların beceriksizliklerini
kamuflaj için kullandıkları bir aldatmacadır. Dış güçler ile kastedilen
herhalde Yunanistan, Bulgaristan, Suriye, Irak, İran, Ermenistan,
Habeşistan, Etiyopya,Somali değil ABD ile birkaç Avrupa ülkesidir.
Avrupa ülkelerinin etkin olanlarının da (başta İngiltere ve Almanya)
ABD’den bağımsız bir dış politika konseptleri yoktur. ABD’ye gelince...
Niye bizim kötü durumda kalmamızı istesin?... Bunda bir çıkarı yok
ki...Aksine; Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar üçgeninde, Akdeniz’in kilit
taşı konumunda bir Türkiye her bakımdan ABD için bir güvencedir. Beşeri
ilişkilerde de insanlar, dostlarının sağlıklı ve zengin olmasını
istemezler mi? Özetle “Dış güçler” monoloğu, beceriksizliğe kılıf arama
palavrasından başka bir şey değildir.
Soru 23: Ekonominin temel dinamiği olarak ticareti görüyorsunuz. LDP’nin
söylemlerine bakıldığında ağır sanayi ve milli sanayi hamlesine
karşıymış gibi bir izlenim ediniliyor. Konuya kesin bakış açınız nedir?
Cevap: Gelişme ve kalkınma için ticarete öncelik verdiğimiz doğrudur.
Finans sektörüne de vergi muafiyeti dahil her türlü güvenceyi
sağlayacağımızı her zeminde vurguluyoruz. Ağır sanayi konusuna
gelince...Konuya ilgi duyan yatırımcıları özendirici yasal düzenlemeleri
yaparak, bürokratik engelleri kaldırarak, güven ortamı oluşturacağız.
Ancak... İsdemir,
Karabük ve benzer tesislerde olduğu gibi hiçbir ağır sanayi kuruluşuna
Devlet tek kuruş dahi yardımda bulunmayacaktır. Özel sektör bünyesindeki
ağır sanayi tesisleri, piyasa şartlarına göre faaliyetlerini sürdürdüğü
taktirde ülke için yararlı olacak, rekabet yarışında geri kalmamak
amacıyla teknolojisini sürekli yenileyeceğinden, devlet tesisleri gibi
hantal bir konuma düşmeyecektir.
Soru 24: Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve diğer baraj inşası
ihalelerinin devletin dışında olmasını mı savunuyorsunuz?.. Eğer böyle
ise enerji dar boğazına girmez miyiz?...En pahalı enerji, olmayan enerji
değil midir?
Cevap: Enerji de bir metadır. Alınan satılabilen bir mal gibidir.
Nitekim komşularımız satıyor, ihtiyaç olduğunda biz de alıyoruz. Eğer
üretim zararlı ise niye Devlet yapsın?...Karlı ise (ki öyle olduğu
ortada) niye özel sektör yatırım yapmasın? Görülecektir ki; enerji
yatırımları özel sektör eli ile yapıldığında maliyetler en az yüzde
40-45 oranında düşecektir. Devlet her türlü yatırımın dışında
kalmadıkça, ülkenin fakirlik çemberinden kurtulması süresi uzayacaktır.
Serbest ticarete açılan Habur sınır kapısının ülke ekonomisine katkısı
yılda 3.5-4 milyar dolardır. Ülkeye hiçbir masrafı da yoktur. Yıllardır
çalışılan ve milyarlarca dolar harcanan GAP’ın getirisi, Habur’un çok
gerisindedir. O nedenle Devlet; yatırımcı değil, koordinatör rolünü
üstlenmelidir.
Soru 25: Sıfır vergi diyor, gümrüklerin kaldırılmasını öngörüyor ve
serbest ticareti savunuyorsunuz. Peki... Dünya devi şirketler gümrük
vergisi kalktığında Türkiye’yi ucuz mamule boğar ve büyük paralarla iç
piyasaya hakim olup tröst ve kartel oluşturarak fiyatları belirler ise
ne yapacaksınız?
Cevap: Biz finansman maliyetini sıfıra indiriyoruz, ulaştırma
vergilerini sıfıra yaklaştırıyoruz, gümrük vergisini kaldırarak sanayiin
ihtiyaç duyduğu malların maliyetini büyük ölçüde düşürüyoruz. Bu durumda
sanayicimiz ucuz ve kaliteli mamul üretemiyor ve aynı malı ABD’den
okyanus aşarak getiren adam daha düşük fiyata satabiliyorsa, bizimkilere
şapkalarını önlerine koyup yanlışlarını nerede yaptıklarını aramaktan
başka yapacak bir şey kalmıyor. Tröst ve tekel kurulması meselesine
gelince...Parti programımızda anti-tekel ve anti-tröst yasalarının
getirileceği ve konuyla ilgili özel ihtisas mahkemelerinin kurulacağı
yer almaktadır. Tüketici; bugünkü sahipsiz durumundan bu özel yasa ve
mahkemeler sayesinde kurtarılacak, haksız kazanç dönemi son bulacaktır.
Soru 26: Devlet; harcama gerektiren her alandan çekilip meydanı özel
sektöre devrettiğinde sosyal niteliğinin ne işlevi kalacak?
Cevap: Birinci Dünya Savaşı sonrasında “Vahşi Kapitalizm” tartışmaları
gündeme getirilerek Devletin sosyal politikalar uygulaması gereği
savunulmuştur. Bu görüşler paralelinde Devletleştirmeler yapılmış,
çeşitli sosyal yardım uygulamaları başlatılmış, sonuçta Devletin ne mal,
ne hizmet üretebildiği gerçeği ile yüz yüze gelinmiştir. Çözüm için
arayışlara girildiğinde Liberal ekonomik düzenin tek alternatif olduğu
görülmüş ve dünya devletleri birkaç istisna dışında bu yola
yönelmişlerdir. Sosyal bilimciler; insana, liberal felsefe haricinde
değer veren başka bir sistem olmadığında (ancak yüksek faturaların
ödenmesinden sonra) görüş birliğine varmışlardır.
Soru 27: Ticareti, karı ve parayı ön planda tutan LDP’nin; Milliyetçilik
duyguları ile vatan sevgisi gibi konulara gereken önemi vermediği gibi
bir hisse kapılıyoruz.Acaba doğru mu, yanlış mı yapıyoruz?
Cevap: Değerlendirme global yapıldığında böyle düşünmeye gerek olmadığı
anlaşılacaktır. Liberal düzen bireyin zenginliğini, dolayısıyla refah ve
mutluluğunu hedef almıştır. Sırtı pek, karnı tok, oturacak evi olan,
gelecek endişesi taşımayan, fikri hür,vicdanı hür, inançlarının gereğini
serbestçe yerine getiren bireylerin teşkil ettiği bir toplumda elbette
ki vatan sevgisi, milliyetçilik duygusu en üst seviyede olacaktır.
Üzerinde yaşanılan toprak, uğrunda ölümü göze alanlar olduğunda vatan
diye anılıyor. İnsanların sahip oldukları ve korumayı üstlendikleri
şeyler ne kadar çoğalırsa bu oran o ölçüde yükseliyor. Günümüzde vatanın
korunması yüksek teknolojiye sahip bir orduyu ve zengin bir hazineyi
gerekli kılıyor. Kimsenin tekelinde olmayan vatan sevgisinin ilk
göstergesi; ülkeyi değil namerde, merde de muhtaç etmemekte odaklanıyor.
Soru 28: Bu kadar yiyici, götürücü, tokatçı, hortumcu ve rüşvet alıp
veren varken, suiistimal başını almış giderken, siz Türkiye’nin zengin
bir ülke konumuna gelebileceğine inanıyor musunuz?
Cevap: İnanmasak LDP’yi kurmaz, yola çıkmazdık. Biz niçin Devleti
ekonomiden çekmeye öncelik veriyoruz?... Soyulacak banka, yolunacak KİT,
paylaşılacak ihale kalmasın, 3 günde delinen asfaltlardan haramzadeler
ziftlenmesin diye... Bunun dışında; Yasal haklarını almak için rüşvet
vermek zorunda kalanlar, yargıya yardımcı olduklarında
cezalandırılmayacaklar. Ayrıca...Karşılıklı çıkar ilişkisini önlemek
için delil toplayacak, ihbarları değerlendirecek, istihbarat yapacak
özel bir teşkilat kurulacak. İhtisas mahkemeleri ile davalar çok kısa
sürede tamamlanarak suçlular kamuoyuna teşhir edilecek ve sağladıkları
haksız kazanca son kuruşuna kadar el konulacaktır.
Soru 29: Devletçilikten sürekli şikayet ediyorsunuz. Oysa doğru ellerde
bu sistemle kalkınıp zenginleşen (Kore, Malezya, Endonezya gibi) ülkeler
yok mu?
Cevap: Bu tür ülkelerin Devletçi modelle zenginleştiğini sanmak
yanılgıdır. O ülkelerin çok zengin kaynakları olması bir yana, halk
zorla tasarrufa yönlendirilmiş ve meydana gelen tasarruf büyük sermaye
şirketlerini ortaya çıkartmıştır. Halk ürettiğinin sadece çok az bir
kısmını tüketebilmiş ve tek kelime ile 30 yıl eziyet çekmiştir. Sonunda
özelleştirmeye gidilmiş ama geç kalındığından büyük kriz yaşanmış ve
anlı-şanlı “Asya Kaplanları” çökmüşlerdir. Herkes şuna inanmalıdır ki ;
Devletin ekonomide başarılı olduğu bir tek ülke bile yoktur.
Soru 30: Devlet ekonomiden tamamen çekildiğinde özelleştirilecek
KİT’lerin birçok çalışanı işsiz kalacak, teşvik ve sübvansiyonlar
kaldırıldığında bu enstrümanlarla dönen tarım, sanayi ve ticari
işletmelerde hayat duracak yüz binlerce insan işini yitirecek. Devlet
devre dışı kaldığında, özel sektörde de yeterli sermaye olmadığından
istihdam sağlanacak yatırımlar nasıl gerçekleşecek?
Cevap: Aslında “ Devlet olmazsa insanların hali ne olur” şeklinde soruyu
özetlemek mümkün. Gerçekten çok iyi olur. Üretim artar, verimlilik oranı
yükselir, Devletin ekonomiden çekildiği oranda kamu ve özel sektör
çalışanının geliri artar. Bütün mesele kaynakları akıllı kullanmaktadır.
O takdirde GSMH katlanarak büyür, o gelirlerle özel sektör yatırıma
yönelir ve ülkede işsiz kalmadığı gibi yabancı işçiye ihtiyaç duyulur.
Soru 31: Türkiye’de istisnalar hariç büyük sermaye sahipleri daima
Devletin yanında yer almışlar, Başbakan ve partisini desteklemek
suretiyle büyük menfaatler sağlamışlardır. Savunduğunuz Liberal ekonomi
uygulamasında haksız çıkara set çekileceğini görenler size ve sisteme
karşı olmayacaklar mı?
Cevap: Mevcut sistemden beslenenler, kapitalizmi “Devleti yağmalamak”
ile özdeşleştirenler, LDP’ye karşı olumsuz bir tavır sergileyeceklerdir.
Normaldir. Zira; biz bu yağma düzenini değiştireceğimizi ve Devleti
arpalık olmaktan çıkaracağımızı her zeminde dile getiriyoruz. Biz
“Devlet gölge etmesin başka ihsan istemez” diyen ve gelişmekte olan
girişimci kitlelerin önünü açmayı, sermayeyi tekellerin ambargosundan
kurtarıp tabana yaymayı hedefliyoruz. Hiç kimseden ya da kuruluştan,
ayni veya nakdi yardım (örneklerdeki gibi diyet borcu ödenmesinin
gündeme bile gelmemesi için) beklemiyoruz.
Soru 32: Bu durumda oy almanız, dolayısıyla iktidara gelmeniz
engellenmez mi ?
Cevap : Hükümet dürüst ve becerikli olduğunda, işadamlarının hiçbir gücü
olmadığı görülecektir. Hükümetler; önce işadamlarını destekleyip
büyütüyorlar, sonra da onlarda kuvvet vehmediyorlar. Medya da bu işe
çanak tutunca, ülkede halk iradesinin üzerinde güçler varmış gibi sanal
bir tablo meydana çıkıyor.
Soru 33: Siz Devlet yardımı almadığınıza ve Parti çalışmalarına da para
gerektiğine göre tanıtım faaliyetlerini nasıl sürdüreceksiniz?
Cevap: Biz siyasetin işadamlarından alınan büyük bağışlarla değil,
mütevazı üye aidatları ile yapılmasından yanayız. Katkıda bulunmak
isteyen işadamları, üye olur aidat öderler. LDP olarak işadamlarına
karşı değiliz ama bu kesime taviz verilmesini de içimize sindiremeyiz.
Hatırlanacağı gibi iş adamlarımız ne 27 Mayıs 1960’da ne de 12 Eylül
1980’de , bırakın darbeye karşı çıkmayı, insan hakları konusunda bile
tek laf etmemişlerdir. Siyasette önemli olan para değil, halkın güveni
ve desteğidir.
Soru 34: Devalüasyonların Türk Lirasının değerini sabitleştiremediği
ortada. Siz; Liranın stabil olmasını ve güven duyulmasını nasıl
sağlayacaksınız?
Cevap: Çok basit bir formül var. O da; ABD dolarına bağlı para
çıkartmak. Adına “ Yeni Lira” denilir ve ABD dolarına endekslidir. Biz
bunu 7 yıldır getiriyoruz. Bulgaristan, bizim deklarasyonumuzdan 5 yıl
sonra Leva’sını Mark’a endeksledi ve işi bitirdi, enflasyonu da tek
rakamlı göstergeye indirdi.
Soru 35: Yeni Lira ile ABD Doları’nın eşitlenmesi ve anında
değiştirilmesinin bilinmesi inancı için güven ortamı nasıl
oluşturulacak?
Cevap: Türkiye’nin döviz rezervi, başlangıç için Yeni Lira’ ya dolar
kadar güven duyulması konusunda yeterlidir. Zaman içinde; Yeni Lira ile
ödenecek iç borçların düşmesi, ülkemizin faiz ödemelerinden
kurtulmasıyla doğacak olumlu ortam güveni daha da artıracaktır. Bu arada
bankaların mevduatlarda Yeni Lira’ ya Dolar’dan 2 puan fazla faiz
vermesi(geçici devlet sübvansiyonu ile) Yeni Lira’ya dönüşü ayrıca
teşvik edecektir.
Soru 36: Türkiye bütçesi 2000’de 48 katrilyon T.L. olarak bağlanmış 14
katrilyon açık öngörülmüştü. 2001 bütçesi de 48 katrilyon T.L. olarak
bağlandı ve 4.5 katrilyon açık görüldü. Bu arada T.L. dolara karşı %35
değer kaybetti ve bütçemiz 28 katrilyon liraya geriledi. Türkiye’ye 48
katrilyon T.L.bütçenin yetersiz kaldığı ortadayken, 28 katrilyon
(öngörülen açık da cabası) T.L. ile ülkenin hangi derdine çare
bulunacak?
Cevap: Bu boyuttaki bütçelerle (açık olmasa bile) Türkiye’nin
problemlerini çözümlemesi ve gelişmiş ülkelerle arasındaki uçurumu
kapatması imkansızdır. Kemer sıkmakla, vergi oranlarını yükseltmekle,
yeni vergiler icat etmekle, içine düştüğümüz çukurdan kurtulamayız.
Bütçenin ilk etapta 150, sonraki 5 yılda da 300 katrilyona ulaştırılması
şarttır. LDP Programında bu artırımın nasıl gerçekleşeceği, nereden
kaynaklar sağlanacağı net bir şekilde açıklanmıştır. Tek çözüm bütçeyi
önce 3’e, sonra da 6’ya katlamaktır Bir ailede birey sayısı ve masraf
arttığında gelir sabit kaldığında, azami ölçüde tasarrufa riayet edilse
bile fakirlik kaçınılmazdır. Aynı şey ülkeler için de gereklidir. Bir
yandan savurganlık önlenecek, öte yandan da gelir arttırıcı girişimler
ve bu yönde yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Soru 37: Bütün hükümetlerin hedefi bütçeyi arttırmak ama olumlu sonuç
bir türlü alınamıyor. LDP’nin sihirli değneği mi var?
Cevap: Bizim sihirli değneğimiz yok ama bilgi ve birikimimiz var. Çözüm
aslında çok kolaydır. Basite indirgersek ... Öncelikle özelleştirmeyi en
kısa sürede tamamlar, hazine arazilerini satar ve elde edilen para ile
(ki; bu bizim hesaplarımıza göre en az 200 katrilyon lira civarındadır)
iç borçları öderiz. Yeni vergiler ihdas edilecek ise bunların 3 yıldan
önce yürürlüğe girmeyeceğini açıklarız. Finans ile ilgili tüm vergileri
kaldırır, süre taahhüdünde bulunarak yabancı sermayenin gelişine zemin
hazırlarız.Bırakın krizi, Türkiye’yi 5 yılda Avrupa’nın en zengin
ülkeleri arasına sokarız.
Soru 38: Köklü değişim için güçlü ve istikrarlı bir yönetime gerek
olduğu açıktır.Bugünün siyasi konjonktüründe böyle bir oluşum
sağlanabilir mi?
Cevap: Temsilde Adalet, yönetimde istikrar sloganı ile yola çıkanlar
maalesef sistemi dejenere etmişlerdir. Bu yöntemle Meclise fazla sayıda
partinin girmesinin zemini hazırlanmış, koalisyonlar dönemi açılmış,
hükümetler çok başlılıktan kaynaklanan taviz politikalarına mecbur
kalmış... Oysa ülkenin refaha kavuşmasının ilk şartı yönetimde
istikrardır... Bu sebeple LDP programında “Başkanlık Sistemi”
öngörülmüştür. En fazla 2 dönem seçilebilecek ve 4 yıl görev süresi
olacak Başkan, istikrarı sağlayacaktır. Başkanlık makamı ancak ölüm,
istifa veya Anayasal tard ile boşalacak, bu halde dönem sonuna kadar
Başkan Yardımcısı görevi üstlenecektir.
Soru 39: Başkanlık sisteminde, kuvvetler ayrılığı ilkesi nasıl
korunacak?
Cevap: Günümüzde sistemin tıkanmasının temel nedeni Yürütmenin, Yasama
ve Yargıya büyük ölçüde etkin olmasından kaynaklanıyor. Başkanlık
Sistemi, Yürütme ile Yasamanın kesin olarak birbirinden ayrılması ön
görmektedir. Yürütme kuvveti tamamıyla Başkana aittir ve onun tarafından
kullanılır.Bakanlar ; Yasama Organı dışından atanır, bu organın üyesi
olmadıklarından baskı dışı kalırlar. Devlet, çıkar kapısı olmaktan
kurtulur. Üyeleri iş takibi yapamayacak konuma gelen Yasama organı da
gerekli kanunları süratle çıkarabilir. Bugünkü uygulamada olduğu gibi
Adalet Bakanı ve Müsteşarı’nın yer almayacağı 13 üyeli Yüksek Mahkeme
tamamen özerk bir kimlik taşıyacağından, her türlü etkilemenin dışında
bulunacak ve kuvvetler ayrılığı ilkesi teminat altına alınacaktır.
Soru 40: Türkiye’nin birinci sorunu irtica mıdır?
Cevap: Hayır. Ülkemizde aşırı dinci akımlar, halkımızın çok büyük bir
kesimi tarafından desteklenmemektedir. Bu açıdan bakıldığında, sanıldığı
ölçüde etkili olamayacağı görülecektir. İnanç sahibi olmak, dine
bağlılık ve bu yönde vecibelerin yerine getirilmesi, irtica ile
karıştırılmamalıdır. Maddi menfaat ve oy temini amacıyla dini duyguları
istismar eden bazı çevrelerle bunların tetikçileri, laik kesim kadar
gerçek inanç sahiplerini de rencide etmektedir. Yürürlükteki yasaların,
her türlü etkiden soyutlanarak uygulanması, dini çıkarlarına alet etmeye
çalışanların kökünü kurutmaya yeter de artar bile...
Soru 41: Aşırı Milliyetçi akımlar için LDP’nin alacağı önlemler var mı?
Cevap: Bu tür söylemler ve yasalara aykırı düşmeyen eylemler normal
karşılanmalıdır. Vatanseverlik doğal bir duygudur, hepimiz vatanseveriz.
İçimizden bazıları bu hislerini daha aşırı bir şekilde yansıtabilirler.
Onları da (yasal çerçeve dışına taşmadıkları sürece) hoş görmek
gerekiyor. Dünyada; tek tip insan modelinden oluşan bir toplum
olmadığını da dikkatten kaçırmamak gerekiyor. Aşırılıklara büyük tepki
göstermek, bir anlamda prim vermektir.
Soru 42: Türkiye gündeminin öncelikleri, her kesimde değişik bir şekilde
sıralanıyor. LDP’nin önemsediği ülke sorunları nelerdir?
Cevap: Bize göre ülkemizin en mühim meselesi ekonomik çıkmaz ve buna
bağlı olarak yolsuzluklar ile israftır. Değişik zeminlerde sürekli dile
getirdiğimiz husus Devletin her türlü akçeli işlemlerinden çekilmesi
(Buna kalitesiz ve pahalı yapılan her hizmet ve üretim dahil) rekabete
dayalı gerçek Liberal ekonomik düzenin kurulmasıdır. İşsizlik ancak
böyle çözümlenir, fakirlikten sadece bu yöntemle kurtulmak mümkün olur.
Bir ülke fukaralık çemberini kırmadıkça her türlü aşırı akıma maruz
kalır,milli ve manevi değerler tahrip olur, moral motivasyon
sıfırlanacağından hiçbir reform gerçekleştirilemez, sağlıklı yapı
kurulamaz.
Soru 43: Avrupa ülkeleri standardına ulaşma yolunda ilk çıkış noktası,
atılması gereken ilk adım ne olmalıdır?
Cevap: LDP’nin 100 sayfalık programını ve yayınladığı 16 kitapçığın
buraya yazılmasını gerektirecek kadar kapsamlı bir soruyla karşı
karşıyayız. Özetle şöyle bir yanıtla yetinebiliriz: Avrupa
standartlarını 5 yılda yakalamayı hedef olarak ilan eden LDP’nin bir
tedbirler paketi vardır. Türkiye’de ekonomik alanda olduğu gibi siyasal,
sosyal ve kültürel alanlarda da çok hızlı bir yeniden yapılanma bu
paketin öncelikli uygulanmasında önemli temel taşlarıdır. Farkında
olanlar biliyorlar ki; ülkemiz Cumhuriyet döneminin en buhranlı
günlerini yaşamaktadır. Durum gerçekten çok vahim olmakla birlikte
umutsuz değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; yeni anlayışa ve yeni lidere
sahip yeni bir partidir. O da; sunduğu çözüm önerilerine kimsenin karşı
çık(a)madığı LDP’dir. Çünkü LDP; Türkiye’nin öz kaynaklarının rasyonel
kullanılması halinde, dünyanın lider ülkeleri arasına katılacağına
inanmakta, uygulamayı üstlenmeye yeterli kadro ve bilgiye sahip
bulunmaktadır.
Soru 44: Seçmenin bir partiye oy vererek iktidara getirmesi için gereken
güven duygusu nasıl sağlanacak?
Cevap : Vatandaşın içler acısı durumu, kendisi bir yana sağır sultanın
bile malumu. İktidarda ve muhalefette bulunan Ankara partilerinin
tamamı, icra yetkisi alarak yönetime geçtikleri halde, 30 yıldır süren
kronik illete çare sunamadılar. Nöbet devreder gibi iktidara gelip
gittiler, işi adeta sıraya bindirdiler. LDP ise hastayı sağlığına
kavuşturacak tedavi yöntemini açıklıyor ve kullanılacak ilaçları da
(süre ve adet belirterek) izah ediyor. Bundan sonrası hasta konumunda
bulunan seçmene kalıyor. Hallerinden memnun olanlar kendilerini illete
mahkum edenlere, sağlıklarına kavuşmak isteyenler de tercihlerini LDP
lehine kullanacaklar. Bu tercihi yaparken de; 1995 ve 1999’daki yanlış
doktor seçiminin hastayı nasıl umutsuz vaka haline getirdiğini dikkate
alacaklar.
Soru 45: Mevcut ekonomik kaos; özetle nereden kaynaklandı ve nasıl
giderilir?
Cevap: Çok basit bir anlatımla şöyle denilebilir: Üretenden (sanayici,
tüccar, çiftçi, esnaf vb.) kan çekildi, üretkene tercih olundu. LDP’nin
bütün söylemleri bu işlemin tersine çevrilmesi, dolayısıyla kısa yoldan
kaostan kurtuluşun yoludur.
Soru 46: LDP ile Ankara Partileri’nin farkı nedir?
Cevap: Biz Liberal ekonomiden, onlar ise devletçilikten yanadır. Bir
yandan özelleştirme yapacağız derler, öte yandan özelleştirdiklerinden
fazlasını devletleştirirler. Özelleştirme yapmak üzere oluşturdukları
kurumun kadrolarını şişirerek hantal bir KİT hüviyetine sokarak, onu da
özelleştirilecek konuma getirirler. Ziya Paşanın terkib-i bend’inde
sanki bugünkü Ankara Partileri tanımlanıyor: Onlar ki verirler laf ile
dünyaya nizamat Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerine Bir başka beyit:
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz Görünür kişinin rütbesi akl-ı
eserinde Onlar birbirlerinin alternatifi olan Ankara Partileri, biz ise
onların tek alternatifi Liberal Demokrat Partiyiz.
Soru 47: Ekonomik açıdan kötü bir durumda olan ülkemizde, özelleştirmeyi
siz iktidara gelseniz kısa sürede nasıl çözümleyeceksiniz?
Cevap: LDP iktidar olduğunda iç ve dış finans çevrelerine güven verici
önlemleri derhal alacağından, ekonomide ibre olumlu yöne doğru
hareketlenecektir. Birinci ay sonunda piyasada likidite sıkıntısı sona
erdirilecektir. Ayrıca; devlet sübvansiyonu süren KİT’ler bir liraya
çalışanlara, onlar kabul etmezler ise ilk talip olana devredilecektir.
Araştırma ve etütlerimiz, KİT’lerin bir yıl içinde özelleştirmelerin
mümkün olduğunu göstermektedir.
Soru 48: KİT’ler değerinden ucuza satıldığında, kamu menfaatleri zarara
uğratılmış olmayacak mı?
Cevap: Bu tür kurum ve kuruluşların zararını tamamını zaten vatandaş
ödemektedir. Demode, hantal ve logarlaşmış KİT’lerin bir çoğunun değeri
yok ki ucuza gitmeleri söz konusu olsun. Zararın neresinden dönülse
kardır misali, Timurlenk’in, Hoca merhumun köyüne hediye ettiği filler
gibi elde tutulmaları aşırı feragat ve fedakarlık isteyen KİT’ler
“Mülkün sahibi devlet ise sahipsizdir” deyiminde vurgulandığı üzere,
nasıl özelleştirilirse özelleştirsinler neticede kamu karlı çıkacaktır.
Soru 49: Ucuza satacağınız KİT’leri özerkleştirerek rantabl işletmeler
konumuna getirirseniz daha yararlı olmaz mı?
Cevap: Olmaz!.. Çünkü problemler işletmecilikten ziyade mülkiyetten
kaynaklanıyor. Yöneticiler değiştiğinde yine bürokratlar son sözü
söylemeyecek mi?.. Türlü çeşitli yollardan, atanmış bürokratlar hükümet
tarafından etkilenmeyecek mi? Özerkleştirme; çok değerli olan zamanı
heba edecek bir kavram kargaşası dışında yarar sağlayamaz.
Soru 50: KİT’ler özelleştirilirse, TSK kadrolarında indirim yapılsa,
memur sayısı önemli ölçüde düşürülse ve netice-i kelam devlet küçültülse
problem kalmayacak mı?
Cevap: Netice-i kelam ile toparlanan soruya cevabı biz de, lafı yekün
tutup aydın işi özetleyelim: Problemler kalmadı denilecek kadar
azalacaktır. Kadrolar şişirilmeyecek, harcamalar geometrik artmayacak,
tazminatlar düşecek, sübvansiyon dönemi kapanacak, 3’e mal olacak
ihtiyaçlar 23’e alınmayacak, 5’e verilecek ihaleler 25’e bitirilmeyecek,
lojman ve araba saltanatı ortadan kalkacak, devlet küçülerek
devleşecek...
Soru 51: Türkiye’nin Dış Politikası konusunda ne düşünüyorsunuz?
Cevap : Ülkelerin ebedi dostları ve ebedi düşmanları olmaz. Ülkelerin
çıkarları esastır. LDP olarak etrafımızda bir dostluk çemberi
oluşturacağız. Komşularımızla ilişkilerimizin gelişmesine büyük önem
vereceğiz. Birkaç yüzyıl geçmişimiz göz önüne alındığında Türkiye bugün
en güçlü konumundadır. Ama ne yazık ki bu gücünün bilincinde değildir.
Biz bu gücü Türkiye’nin etrafında bir barış ve refah bölgesi oluşturmak
amacıyla etkin bir biçimde harekete geçireceğiz.
Soru 52: AB üyeliği konusunda tuttuğumuz yol yol mudur?
Cevap: 40 yıllık ilişkilerimiz sonunda bugün gelinen nokta, yakın
gelecek için umut vaat etmemektedir. Önemli olan çağdaş uygarlık
düzeyine erişmektir. İllaki bir kulübe üye olmak kaçınılmaz değildir. Şu
anda Türkiye zaten ticaretinin büyük bölümünü AB ülkeleriyle yapmakta ve
AB ile arasında Gümrük Birliği anlaşması yürürlükte bulunmaktadır. Ancak
üyelik gerçekleşmeden Gümrük Birliği fazla bir şey ifade etmez. Anlaşma
şimdi AB lehine çalışmaktadır. Dolayısıyla tam üyelik hedefi
kaybedilmemeli, bu sayede Türkiye’nin büyük yardım alabileceği göz ardı
edilmemelidir. Tam üyelik için Türkiye’nin zaten kendiliğinden insanımız
için yapması gereken demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve İnsan
Hakları’na saygı konusunda gerekli olan iyileştirmeler hızla
yapılmalıdır. Mevcut zihniyetle AB üyeliği uzak görünmekle beraber, LDP
iktidarında Türkiye kısa sürede bu üyeliği gerçekleştirebilir.
Soru 53: Sözde Ermeni Soykırımı konusunda bugünkü pasif politikayı
lehimize çevirmek için LDP’nin özel bir programı var mı?
Cevap: Bu konu tarihçiler tarafından incelenmesi gereken bir husustur.
Bir soykırımın söz konusu olmadığı ve savaş sırasında hem Türklerin hem
Ermenilerin karşılıklı olarak öldürüldükleri gerçeği ortadadır.
Ermeniler 40 yıldır bu konuyu dünya platformlarına getirmeye
çalışmaktadırlar. Sorulması gereken soru, neden şimdi amaçlarına
ulaşabildikleridir? Bunun nedenlerinden biri, hükümetlerin bu konuyu
ciddiyetle ele alıp gerekli araştırma ve tanıtım faaliyetlerini ve
diplomatik girişimleri yapmamış olmaları, diğeri de ülkenin özellikle
ekonomik bakımdan küçülmekte oluşu ve birçok sorunla boğuşmakta
bulunmasıdır. Sorunun çözümü için en önemli şartlardan biri Türkiye’nin
güçlü olmasıdır. Türkiye gerçek gücünü kullanırsa yoksulluk içindeki
Ermenistan’ı etkileyerek Türkiye aleyhindeki girişimlerini durdurabilir.
Soru 54: Yaşamakta olduğumuz ekonomik krizden nasıl çıkarız?
Cevap: II. Dünya savaşından beri en büyük ekonomik krizi yaşamaktayız.
Krize iç borç faizlerinin yüksekliği neden olmuştur. 15 ay önce IMF ile
yapılan anlaşmanın iki eksik ayağı vardır. Bunlardan biri kurların düşük
tutulması, bu şekilde ihracatın düşerek ithalatın artması, diğeri de
zaten durgunluk halinde olan ekonomiye ek vergilerin getirilmesidir. Bu
iki temel hata bizi bugüne getirmiştir. Döviz kurunun serbest
bırakılmasında geç kalınmıştır. Bu 1. program uygulanmadan yapılmalıydı.
Bugün temel sorun likidite sağlanmasıdır. Para basılmak suretiyle bu
sıkıntı giderilebilir. Enflasyonun %10 kadar üstünde faizle piyasaya bu
şekilde likidite sağlanmalıdır. Programın başarılı olmasını
dilemekteyiz. Ancak yapılması gereken en önemli şeylerden birisi
devletin ekonomiden elini çekmesi, özelleştirmelerin hızla
gerçekleştirilmesidir. Bu hükümetle ekonominin toparlanması güç
görünmekte, kapanan işyerleri sayısı ve işsizlik hızla tırmanmaktadır.
Ekonominin düzelmesi gerekli yapısal değişikliklerin
gerçekleştirilmesine, ekonomiden anlayan bir hükümetin işbaşına
gelmesine ve 25 milyar dolarlık bir dış yardıma bağlıdır.
Soru 55: Nasıl bir yönetim ve seçim sistemi düşünüyorsunuz?
Cevap: LDP’nin sistemi kuvvetler ayrımını gerçekten sağlayacak bir
sistemdir. Yargı çok yüce bir konuma getirilecek, Başkanlık Sistemi ve 2
turlu dar bölgeli bir seçim sistemi uygulanacaktır. Başkan, dörder
yıldan iki kez seçilebilecektir. Bakanlıkların sayısı 15 dolayına
düşürülecek ve asıl bakanlıkların içi boşaltılacak dev gibi kadrolar
iptal edilecek ve bakanlar Meclis dışından atanacaktır. Böylece
partizanlık önlenecek, Meclis yasama ve denetleme görevini yapacak,
hükümet de yürütme görevini rahatlıkla icra eder hale gelebilecektir.
Dar bölge uygulamasıyla vatandaş milletvekilini tanıyacak ve kendi
seçecek, bundan dolayı o milletvekili parti liderine değil, seçmenlerine
muhatap olacaktır. İlk turda % 51 alan çıkmazsa en çok oy alan iki aday,
ikinci turda karşı karşıya gelecek ve daha fazla oy alan seçilmiş
olacaktır.
Soru 56: Nasıl bir yargı sistemi öngörmektesiniz?
Cevap: Her şeyin başı adalettir. Bu bakımdan en çok önem vereceğimiz
konu adil, etkin ve hızlı bir biçimde çalışacak bir yargı sistemini
kurmak olacaktır. Yargı çok yüce bir konumda bulunacak ve sistemin en
üstünde bir Yüksek Mahkeme yer alacaktır. Adli Polis kurulacak, birçok
davada eksikliği hissedilen gerekli delillerin toplanması sağlanacak,
böylece zaman kaybı önlenecektir. İhtisas Mahkemeleri kurularak
davaların hızla sonuçlandırılması sağlanacaktır.
Soru 57: Güvenlik Güçleri daha etkin bir konuma getirilemez mi?
Cevap: Polis gücü etkili bir adalet sisteminin tamamlayıcı unsurudur.
Gerçek demokrasilerde polisin çok güçlü olması gerekmektedir. Polis en
etkin silah ve teknik gereçlere ve en modern çalışma ortamına
kavuşturulacak, polis sayısı 350.000’e çıkarılacaktır.
Soru 58: Silahlı Kuvvetler konusunda düşünceleriniz nelerdir?
Cevap: Türk Ordusu bölgesinin ve dünyanın en güçlü ordularından
birisidir. NATO şemsiyesi altında bulunan Türkiye, bu bakımdan da tüm
tehlikeleri savuşturabilecek güçtedir. Hızla değişen dünyamızdaki
eğilimlere uygun bir biçimde profesyonel orduya geçilecek, sayıca daha
az ancak hareket ve ateş kabiliyeti açısından çok daha etkili,
profesyonel bir ordu kurulacaktır.
Soru 59: Nasıl bir Eğitim Sistemi öngörmektesiniz?
Cevap: Bugünkü eğitim sistemi iflas etmiştir. Eğitim özelleştirilecek,
eğitim kurumları kişi ve vakıflarca kurulacak veya mevcut eğitim
kurumları kişi ve vakıflara devredilecektir. Eğitimden her türlü vergi
kaldırılacak, bu konuda yapılacak yatırımlara 0 vergi uygulanacak,
çalışacak öğretim görevlileri ve personelden de hiçbir vergi
alınmayacaktır. Arazinin sadece %5’ine inşaat yapmaları şartıyla hazine
arazileri, özellikle ormanlık alanlar eğitim kurumlarına 99 yıllığına
verilecek, bu şekilde hem ormanlar korunmuş olacak, hem de dünyanın
ileri üniversitelerinin de Türkiye’ye gelmelerini sağlayarak büyük
üniversiteler kurulmuş olacaktır. Üniversiteden başlamak suretiyle aynı
sistem liselere ve ilköğretim okullarına da uygulanacaktır. İyi öğrenci
kıstası, iyi iş bulabilmektir. Dolayısıyla iyi iş bulabilen öğrencileri
yetiştiren okullar belli bir klasmana tabi tutulmuş olacaklar ve aradaki
rekabet dolayısıyla eğitim kurumları daima daha iyi öğrenci
yetiştirebilmek amacıyla yarışacaklardır. Bu ülkedeki eğitim sistemini
çok kısa bir süre içerisinde ıslah edecek ve en üst düzeye getirecektir.
Soru 60: Eğitim paralı olacağına göre özellikle yoksul öğrenciler bu
paraları nasıl bulacaklardır?
Cevap: Eğitim paralı olacaktır. Ancak rekabet dolayısıyla bu meblağ
mümkün olan en az miktara düşecektir. Ayrıca eğitim kurumları başta
olmak üzere büyük kurumlar, şirketler, işadamları başarılı öğrencilere
burs vereceklerdir. Çok başarılı olmayan, vasat öğrenciler ise kredi
alabilecekler, iş hayatına atıldıktan sonra borçlarını ödeyeceklerdir.
Devletin bu konuda bir katkısı olacak, kredi faizlerinin düşürülmesi
için birkaç puanı bütçeden karşılanacaktır. Ayrıca devlet yoksul
öğrencilere burs da verecektir. Bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı bu kredi
ve bursları koordine eden küçük bir birim haline dönüşecektir.
Soru 61: Sağlık politikası LDP döneminde nasıl olacak ve halkın
şikayetleri sona erecek mi?
Cevap: Sağlık sektörü tamamen özelleştirilecek, aynen eğitim alanında
olduğu gibi bu sektörde de sıfır vergi uygulanmasına gidilecek ve arazi
tahsis edilecektir. Bu şekilde dünyanın en ileri sağlık kurumları ve
hastanelerinin Türkiye’de şube açmaları mümkün olacaktır. Sistem özel
sağlık sigortaları yoluyla yürütülecek, yoksul hastalar içinde yeşil
kart uygulaması sürdürülecektir. Böyle bir sistemde çok önemli olan
koruyucu hekimlik zararlı çıkmak istemeyen özel sağlık sigortaları
tarafından ciddiyetle ele alınıp geliştirilecektir.
Soru 62: Ekonominin gelişmesi için sizce en önemli şart nedir?
Cevap: Bir ekonominin can damarı finansmandır. Bol para olmadan pahalı
finansmanla bir ekonomiyi geliştirmek mümkün değildir. Bu bakımdan en
çok önem vereceğimiz konu ülkede paranın bollaşması yoluyla ucuz
finansman sağlamak olacaktır. Bunun içinde finans sektöründe vergi
muafiyeti gerçekleştirilecektir. Türkiye’nin bir finans cenneti haline
getirilmesi sağlanacaktır. Yaşamakta olduğumuz ekonomik krizin temel
nedeninin iç borç faizlerinin yüksekliği olduğu göz önüne alınırsa,
konunun önemi kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Soru 63: Dünyadaki savunma konsepti ve siyasal yapılanma açısından
önemli olan Türkiye'nin Jeopolitik konumu, ekonomik yönden de
değerlendirilemez mi?
Cevap: Benimsediğimiz ekonomik politikanın yapı taşlarından birisi de,
ülkemizin coğrafi durumudur. Bu açıdan yaklaşıldığında Türkiye’nin
dünyada talihli ülkelerin başında geldiği görülür. Türkiye üç kıta
arasında bir köprü işlevine sahiptir. Başta petrol ve doğalgaz olmak
üzere her türlü emtia ülkemizden geçirilmek zorundadır. Böyle doğal bir
köprüye sahip milletin, dünyanın en zengin devleti olması gerekir. Biz
ise normallerin aksini yapıyor, yolları kapatıyor, ticareti kesiyor, mal
ve insan geçişini durduruyoruz. Oysa tüm ticari aktivitenin doğal köprü
olan ülkemize yansıması gerekiyor. Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Afrika ile
Kafkasya, alım-satımı Türkiye üzerinden yapmak, dolayısıyla bize bir
bedel ödemek durumundadırlar. Şu anda ve daha önce ülkeyi yönetenler,
yüksek teknolojinin son ürünü ekipmana sahip olup da kullanmasını
bilmediği için iflas eden bir sanayiciden farksızdırlar.
Soru 64: Piyasaya hakim olan durağanlığa ve ekonomideki kötü gidişe
bakınca, geçmişte gerçekleştirilen kalkınma dolayısıyla enflasyonist
ortam ehven-i şer olmuyor mu?
Cevap : Dünyanın hiçbir ülkesinde enflasyonla kalkınma olmamıştır,
olamaz da... Bu aldatmaca yakın geçmişte Türkiye’de de gündeme
getirilmiştir. Başarılı görünen hükümetler, önleyemedikleri enflasyonu,
kalkınmanın bedeli gibi yutturmaya çalışmışlardır. Kalkınmanın
göstergesi sayılan yatırımların faturası ise normalin çok üzerinde
değerlerle halka ödetilmiştir. Liberal piyasa felsefesiyle devletçilik
yapılmış, kamu çalışanlarının sayısı sürekli arttırılmış, enflasyonun
üzerinde vergi tahsil edilmesine rağmen kamu finansmanı karşılanamamış,
enflasyon sebebiyle devlet büyük bir borç yükünün altında kalmıştır.
Enflasyonist uygulamalar sonunda deniz bitince devalüasyonda karar
kılınmış, iç ve dış borç toplamı 170 milyar dolarak ulaşınca, yolun
çıkmaz olduğu anlaşılmış ama çok geç kalınmıştır.
Soru 65: Yeni vergiler ihdas edilmesini eleştiriyor ve bu uygulamayı
yapan iktidarları kınıyorsunuz iyi de... Devlet ihtiyaçları nasıl
karşılanacak? Vergi ödemek, askerlik gibi kutsal bir görev değil midir?
Cevap: Ne alakası var? Hükümetler Deli Dumrul örneği her akıllarına
geldikçe ihtiyacı gidermek için vergi çıkarıyor ve oranlarını
yükseltiyorlar ise o ülkede ekonomik gelişme olmaz. Bir yandan üretim
düşer, öte yandan (kaçınılmaz doğal sonuç gereği) işsiz sayısı artar.
Her yeni vergi; güvensizlik ortamını biraz daha pekiştirir, ekonomiyi
zehirleyerek zaman içinde mefluç hale getirir. Hükümetlerin kısa sürede
Meclisten geçirmiş olmakla övündükleri vergi yasalarının, anemi
pençesinde bitap düşen hastadan kan almaktan farkı yoktur.
Soru 66: Vatandaşı tasarrufa yönelten ve banka mevduat hesaplarının
çoğalmasına yol açan Mevduat Sigortası’nın kaldırılması zararlı
olmayacak mı?
Cevap: Bu uygulama yanlıştır. Garantiyi devlet veriyor, zararı vatandaş
ödüyor. Sistem değişmeli, devlet aradan çıkmalı, özel sigorta fonu
devreye girmelidir. Garanti veren devletin denetimi gereği gibi
olmadığından bankaların batması önlenemiyor. Oysa özel sektör sigorta
fonu oluşturulduğunda, ilgili kuruluşa, her bankanın yönetim kuruluna
bir adam koyarak denetim yapma hakkı verilecek. O durumda; para özel
sektörden çıkacağı için gerekli denetimle, usulsüz kredi söz konusu
olmayacak banka da batmayacak. Özel sektör mevduat sigortası isteğe
bağlı bulunacak, arzu etmeyen banka sistem dışında kalabilecek, ancak
bunu “Bankamız hiçbir mevduat sigortası fonu kapsamında değildir” yazılı
tabelaları her şubesinin girişinde görünür bir yere asarak ilan
edecektir. Alan razı veren razı olduğundan, sonuçta kimsenin sızlanmaya
hakkı kalmayacaktır.
Soru 67: Türkiye’ye gelecek yabancı sermayeden vergiyi kaldırıyor,
mevduat gelirlerinde ve finansmanda vergiyi sıfırlıyorsunuz. Peki
bütçede bu kalemlerden doğacak açığı ne ile karşılıyorsunuz?
Cevap: Herhangi bir açık değil, bilakis fazlalık söz konusu olacak.
Paranın maliyeti azalacağından kredi faizleri de düşecek, kredi
ucuzlaşınca alıcısı çoğalacak, işyerleri açılacak, işçi istihdamı
yoğunlaşacak, üretim artacak, alış-veriş hacmi genişleyecek ve bütün bu
oluşumlar sonunda devletin geliri eskisine göre birkaç defa
katlanacaktır.
Soru 68: Finans kurumları ve dünyanın dev kuruluşları ülkemize
geldiklerinde yerli sanayi çökecek, bunlar Türkiye’yi terk ettiklerinde
biz de oturup halimize mi ağlayacağız?...
Cevap: Sanayiimiz bugün birçok dalda dünya devi kuruluşlarla başa baş
yarışı sürdürüyor. Globalleşen dünyada zarar etmeyi göze alarak milli
sanayii korumak abesle iştigaldir. Bu konuda 70 yıl direnen Sovyetler
Birliği bile sonunda pes etmiş, oyunu kurallara göre oynamaya
başlamıştır. Nasıl her insan her ihtiyacını kendisi üretemez ise
devletler de aynı konumdadır. Ülkeler de; dünya ile rekabet
edebilecekleri ucuz ve kaliteli malları üretebilecekleri sektörleri
tercih edeceklerdir. Bu suretle sanayileri hem büyüyecek hem de
kökleşecektir.
Soru 69: Günümüzde teknolojiye dayalı yapılan tarım, sanayiinin ayrılmaz
parçasıdır. İki sektörün birbirini destekleyip tamamlamadığı ülkelerin
geri kalmışlıktan kurtulamadıkları (birkaç küçük ülke hariç)
görülmektedir. Globalleşen dünyada sanayi için koyduğunuz kriterler
tarım alanında da geçerli midir?
Cevap: İster sanayi, ister tarım, ister başka alanlarda olsun, üretim
ekonomik bir faaliyettir. Bu faaliyetin değer ölçüsü, topluma yararı
yani maliyetidir. Bu unsurun önemsenmediği ülkeler (Türkiye örneği gibi)
bir gün hamasi nutuk atmak uğruna, yıllarca yüksek ateşle yanarlar.
Tarımsal üretimde maliyet belirleyici faktördür. Siz tropikal meyve ve
sebze yetiştirmek gayretine düşüp de, dünya fiyatlarının çok üzerinde
mahsul alırsanız bunları ne içeride ne de dışarıda satabilirsiniz.
Tamamını kendiniz de tüketemeyeceğinizden sermaye ve emeği heba etmiş
olursunuz.
Soru 70: Halkımız fakr-ü zaruret içinde yaşar, günlük nafakasını teminde
zorlanırken, sermaye sahibi müteşebbisten birçok alanda vergi almamak
sosyal adalet ilkesi ile bağdaşıyor mu?
Cevap: Evet... Hem de çok bağdaşıyor. Ne sanılıyor acaba? Vergiyi
müteşebbisin verdiği mi?.. Tarımda, sanayide veya herhangi bir işletmede
ödenen vergi aynen fiyatlara yansıtılır, Maliyeye verilen miktar (bazen
de fazlası) tüketiciden yani, çoğunluğu fakr-ü zaruret içinde yaşama
savaşı veren vatandaştan alınır. Tahsilatta zengin fakir ayırımı
yapılmadan aynı oran uygulanması, sosyal adalet ilkesini ortadan
kaldırır.
Soru 71: Günümüzde; Japonya, A.B.D., Almanya, İngiltere, Fransa gibi
zengin ekonomi devi ülkeler bile kota uygularken, Türkiye sınırlarını
tamamen açtığında Uluslararası kartel ve tröstlerin bizi istismar ortamı
doğmayacak mı? Devlet zaafa düşmeyecek mi?
Cevap: Dış ve iç güvenliği sağlayan, yaygın yargı hizmeti ile kısa
sürede adalet tevzi ederek hukukun üstünlüğü inancını maşeri vicdanda
pekiştiren Devletin etkinliği, hiç şüphesiz tartışma dışıdır ve bu
işlevi sürdüren devletin zaafa düşmesi söz konusu değildir. Uluslararası
kartellerin ülkemizi istismar edebileceği varsayımı ise tamamen
yersizdir. Onlar; bizim yasalarımıza uymayı kabullenerek Türkiye’ye
gelecekler, güvenerek yatırım yapacaklar, bir anlamda bize teslim
olacaklar. Bizim dışarıdan çok yüksek faizlerle kredi bularak
yapacağımız yatırımları, yabancılar sıfır faizle gerçekleştirmiş
olacaklar. Bugün Çin’in bile kapılarını ardına kadar açtığı, yabancı
sermayeden korkmak değil, gelmesi için uygun vasatın oluşturulmasına
çalışmak gerekmektedir.
Soru 72: Sınırlar ticarette kaldırılacak, yabancı sermaye gelecek, büyük
yatırımlar sonucu ihracat doğal olarak 3’e 5’e katlanacak ve
zenginleşecek Türkiye, sizin de vurguladığınız şekilde bir dünya devi
boyutuna ulaşacak. Peki dış güçler (bugüne kadar her olumsuzluğun sebebi
gösterildikleri gibi) Türkiye’nin böyle sağlam bir yapıya sahip olmasına
izin verecekler mi?
Cevap: Onlardan izin isteyen kim ki?..Ayrıca dış güçler nedir?.. Esatiri
zümrüt-ü Anka mı, Kaf Dağı mı?.. Dış güçler öcüsü (!) bizim beceriksiz
politikacıların başarısızlıklarına sebep gösterdikleri, dayanaksız bir
mazerettir. Bir dönem de, CIA ve KGB’den söz edilirdi. Dış güçleri
diline pelesenk edenlerden bir kişi çıkıp da, “Şu yararlı girişimimizi,
şöyle bir müdahale ile şu güç sabote etti” diyebilir mi?.. Dış güç ancak
askeri kuvvet kullandığında gündeme getirilebilir. Kredibiliten düşmüş,
dışarıdan yardım alamıyorsun, sebep dış güçler... Kıbrıs sorununa çözüm
bulamıyorsun sebep yine dış güçler... Gerekli düzenlemeleri yapamıyor,
lobi faaliyetlerini sürdüremiyorsun, dış güçler diyorsun. LDP’nin
inandığı tek güç Türk milleti, onun şaşmaz sağduyusu ve sarsılmaz
iradesidir.
Soru 73: Ortadoğu ülkelerinin yeterli su gereksinimlerini
karşılayamayacağı için dış güçlerin çeşitli ambargolarla GAP’ı
engelledikleri bilinen bir gerçek değil mi?
Cevap: Alakası yok... Yine aynı şey... Kaynak bulamamanın sorumluluğu
dış güçlere yüklenmiş. Ayrıca Güneydoğu Anadolu Projesi uygulamasına hız
kazandırmak doğru bir yaklaşım mıdır, bunu da tartışmak gerekir. Yargı
ve öğretim üyeleri dahil memura komik ücretler ödeniyor; emekli başta
olmak üzere işçi, esnaf geçim sıkıntısı sebebiyle sokaklara dökülüyor,
para azlığından kaynaklanan yüksek faiz altında ezilen tarım ve sanayi
kesimi feryat ediyor... Hükümet ne yapıyor?.. Dünya ölçülerine göre
astronomik faizlerle borçlanıp GAP’a finansman sağlıyor. Sınır
ticaretini serbest bırakıp hiç harcama yapmadan bölgeyi zenginleştirmek
mümkünken, yanlış zamanlamayla GAP’a para akıtmak ve para bulamayınca da
faturayı dış güçlere kesmek, şark kurnazlığından başka bir şey değildir.
Soru 74: LDP’nin önerdiği ekonomik modeli uygulayıp da kalınmış bir ülke
dünyada yok gibi. Mesela Japonya; gümrükleri sıfırlamamış, sınırları
kaldırmamış ama kısa sürede bir dünya devi olmuş. Acaba sizin de
programınızı revize etmeniz mi gerekiyor?
Cevap: Her ülke, kendisine özgü şartlara göre ekonomik program uygularsa
başarıya ulaşabilir. Japonya coğrafi yapısı itibariyle bizim
öngördüğümüz modeli uygulamak imkanına sahip değildi. Ayrıca Japonya,
yaklaşık 40 yıl süreyle askeri harcama yapmamış, savunmasını ABD
üstlenmiş, bu tasarrufla milyarlarca dolarlık bir birikim sağlamıştır.
Türkiye böyle bir lükse (!) sahip olsaydı Japonya bir yana, bugün ABD
ile rekabet ederdi. Dünyadaki konumumuz ve ekonomik durumumuz dikkate
alındığında LDP’nin sunduğu modelin alternatifinin bile olmadığı
görülecektir. Teori ile tatbikatın sentezi olan ve rasyonel imbikten
damlatılan LDP’nin ekonomik modelinin, Türkiye’yi kalkınmış ülkeler
arasına sokacağı, uygulamanın ilk 100 gününden itibaren her kesimde
kabullenilecektir.
Soru 75: 75 yıldır yapılmamış, hatta olması ihtimalinden dehşet
duyularak önleyici tedbirler alınmış yepyeni bir yapılanmayı gündeme
getiriyorsunuz. Bir anlamda trafiğin yönünü tersine çevireceğinizi
söylüyorsunuz. Şartlar konulmuş, oyun başlamış ve devam ederken,
görüntüyü tamamen değiştirecek bir uygulamayı “Yeni düzen budur” diye
geçerli kılmak kolay mıdır?
Cevap: Tabii ki hayır... Kolay olsaydı 75 yılda zaten yapılırdı.
Yerleşik düzeni, kötü alışkanlıkları, halkın sırtından geçinme
mentalitesini değiştirmenin zorluklarını bilerek sahne-i siyasete
çıkıyoruz. Düzene, çeki düzen vermek gibi zor bir işe, ağır bir
yükümlüğe giriyoruz. Bu parti çok düşünülerek, açmaz soruların ve
antitezlerin cevapları bulunarak kurulmuştur. LDP bir geçici hevesle
değil, yıllarca süren bir araştırma ve çalışma sonunda, kronik sorunlar
çözüme kavuşturulabilir inancıyla doğmuştur. Pusulamız var, suları
tanıyoruz, hedef limana nasıl, hangi kadro ve ekipmanla gidileceğini
biliyoruz. İktidara gelip yönetim yetkisi aldığımızda açıkladığımız
programı uyguladığımızda herkesin “Bu iş bu kadar kolaymış” diyeceğine
inanıyoruz, hatta şimdiden bu sesleri duyuyoruz. Görevin başarılması
için işin ehline verilmesi gerektiği asırlardır söylenmiyor mu?
Soru 76: Varsayalım ki; trafiğin yönünü değiştirerek devleti tüm akçeli
işlerin dışına çıkartabildiniz, KİT’lerin tamamını özelleştirdiniz ve
Türkiye’yi bütün kısıtlamalardan arındırıp bir özel sektör cenneti
haline getirdiniz. Asil Çelik, Metaş, Gümüş Motor ve isimleri saymakla
bitmeyecek çok sayıda kuruluş özel sektörün hataları ile batmadı mı?..
Vatandaşların paraları heba olmadı mı?.. İşsiz kalan çok sayıda
insanımızın tazminatları yanmadı mı?.. Sonuç olarak özel sektöre de
güven sarsılmadı mı?..
Cevap: Sistem açıktır. Özel sektör kuruluşu batarsa hatanın bedelini
iflas ederek servetini yitiren müteşebbis öder. KİT uygulaması ise
rezalettir. İflasın eşiğine geliyor, batmıyor, zararlarını (aslında
halkın sırtından) sürekli devlet üstleniyor., bu enkazlar sebebiyle
yıllar yılı halkımızın tamamından para alınması bir yana, doğacak
çocukların hanesine bile borç yazılıyor. Burada iflaslarla ilgili;
salınan ekstra vergiler, anormal oranlara yükselen faizler, döviz
kurlarında bir günde meydana gelen müthiş farklar, işadamlarını felç
eden 16-18 saatlik kararnameler gibi (LDP döneminde gündeme gelmesi bile
söz konusu olmayan) devletten kaynaklanan hataların rolünün de altı
çizilmesi gerekiyor.
Soru 77: Büyük sınai ve ticari kuruluşlarımıza bakıldığında, tamamına
yakınını devlet yardımı ve teşvikler ile bugünkü konumlarına ulaştıkları
görülüyor. LDP’nin getireceği sisteme, kaynakları kuruyacağı kaygısıyla
özel sektörün de sıcak bakmayacağı uzak bir ihtimal mi?
Cevap: Maalesef değil... Zaten bu anlayış, bu beklenti ve bu yöne
gelişen uygulamalar, kapitalizmi devleti yağmalamakla özdeşleştirmiştir.
Ancak; bu tür kapitalizmin liberal ekonomi ve liberal doktrinle hiçbir
ilgisi yoktur. Ama bu anlayış sahiplerinin LDP’nin getireceği modele
karşı çıkmasının yasal bir sakıncası da yoktur. Biz “Devlet gölge
etmesin başka ihsan istemez” diyen sağduyu sahibi büyük kesimin
desteğini alacağımıza inanıyor, çıkara endeksli marjinal bölümü de fazla
bir etkileme güçlerinin olmadığı bilinci ile önemsemiyoruz.
Soru 78: Türkiye’nin ekonomik çıkmazdan kurtulmasının önemli
unsurlarından birisinin de “Özelleştirme” olduğunu artık öğrenciler bile
biliyor. Bu durumda bazı parlamenterlerin, hatta “Bakan” sıfatına haiz
kişilerin özelleştirmeye karşı çıkarak dolaylı yollardan engellemelerini
nasıl yorumluyorsunuz?
Cevap: Özelleştirme gerçekleştiğinde bazılarının avanta muslukları
kesilecek, bazılarının da afur tafuru ve devlet kesesinden bonkörlük
yapmaları devri kapanacak. Ayrıca bunlar ekonomiyi de bilmiyorlar ve
özelleştirmeden sağlanacak para ile yatırımların destekleneceğini, yeni
projelerin gerçekleştirileceğini (prim toplayacaklarını sanarak)
söylüyorlar. Tuhaftır; devlet yeni yatırıma yönelecekse, özelleştirmenin
niçin yapılacağını bile düşünemiyorlar.
Soru 79: Sivil oluşum ekonomik konsey ile halkın eğilim ve görüşleri
örtüşmüyor. Odalar, Sendikalar, işadamları bir yandan kendi
menfaatlerini düşünürken, hükümetle ters düşmeme gayreti sergiliyorlar,
bir yandan da millete sempatik gelecek senaryolar sunuyorlar. Böylesi
bir özel sektör ve sivil kuruluşlarla bir yere varılabilir mi?
Cevap: Devlet, dolayısıyla hükümet, ekonominin yüzde 70’ine yakın bir
bölümünü yönetiyor. Tablo böyle olunca, iş dünyasının iktidarlar ile
arası açılacak diye ödü patlar. Eleştiriler kapalı kapılar ardında
yapılır. Kamuoyu önüne çıkıldığında ise, ne şiş yansın ne kebap
kabilinden beyanlarla yetinilir. Kısaca vatandaşın uyutulmasına, durumun
kurtarılmasına çalışılır. Sivil kuruluşlar da öncelikle üyelerinin
menfaatini korumayı, yönetici konumlarını pekiştirmeyi ön planda
tutarak, kamuoyunun tepkisini çekmeyecek bir üslupla yapılanmayı
savsaklarlar. Çözüme; halkın bilinçlenmesi ve oyunu doğru yolda
kullanarak güvenilir, becerikli yönetimler iş başına getirmesiyle
ulaşılabilir.
Soru 80: Bir önemli konu da döviz fiyatının yükselmesi. Ekonomimizi
etkilemesinden çok toplumun morali üzerinde olumsuz tesir icra
etmesidir. Bu konuyu vatandaş gündeminden çıkacak şekilde çözüme
kavuşturmak programınızda yer alıyor mu?
Cevap: Programımızın açılımı olan kitaplarımızın 3 üncüsü EKONOMİ’de bu
konuya değinmiş ve çözüm önerimizi kamuoyuna bildirmiştik. O sıralar
(1994 Nisan ayı sonu) dolar 40 bin lira idi ve liradan 3 sıfır atılması
ile sağlıklı bir yapıya ulaşılabileceği tartışılıyordu. Biz sıfır
atmakla bir yere varılamayacağını, bu yönetimin sonunun gelmeyeceğini,
dolar 1 milyonun üzerine çıkmadan, yük katarı gibi ardına sıfırlar
takmadan vurgulamıştık. Önerimiz dolara endeksli “Yeni Lira”
çıkartılması ve birebir işlem görmesi (Bulgar Leva’sının mark ile
eşitlenmesi gibi) idi. Bu uygulama paralelinde döviz büroları
kapatılacak, yabancı para sadece bankalarda bozdurulabilecek, ihaleler
ve özelleştirmelerde kesinlikle döviz telaffuz edilmeyecek, tüm işlemler
“Yeni Lira” ile yapılacak. Dolar ile “Yeni Lira” bütün bankalarda
birebir değiştirilecek. Unutulmamalıdır ki; ABD’de, dünyada bulunan
doların karşılığı kadar altın yoktur. Biz de, dolara endekslediğimiz
“Yeni Lira” karşılığı olarak döviz stoku tutmayacağız ama sistem oturana
kadar, değişim isteğini karşılayacak tedbirleri alacağız. Döviz herhangi
bir mal gibi arz ve talebe bağlı olarak değerini bulacaktır. Vatandaşın
günlük hayatından çıkartıldığında, serbest piyasanın olmazsa olmaz
gereği de yerine getirilecek ve dövize hiçbir şekilde müdahale
edilmeyecektir. “Yeni Lira” tedavülde olunca, doların değerinin düşmesi
ya da yükselmesi, halkımızı ilgilendirmeyecektir. Bu arada “Yeni Lira”
mevduatına dövizden 2 puan fazla faiz verilmesi, sistemin yerleşmesini
pekiştirecektir.
Soru 81: Sermaye piyasasını çok büyük ölçüde etkileyen, hatta kriz
ortamlarına yol açabilen borsada manipülasyon iddialarını ya da
kuşkularını nasıl gidereceksiniz?
Cevap: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kaldırılacak, yerine rayting
şirketleri konulacaktır. Borsa sayısı da birden fazla olacak ve rekabet
ortamı sağlanarak özelleştirilecektir. Mevcut düzende etkin denetleme
mümkün değildir. Mesela; hisse senetlerinin borsada işlem görmesini
isteyen bir şirket tefeciden borç almış, bunu kayıtlarında göstermiş ve
çok muntazam dosyalar hazırlayarak gerekli izni sağlamış . SPK olumlu
raporu verdikten sonra sermayesini arttıran şirket halktan trilyonlarca
lira topluyor ve batıyor.Çünkü denetim yapan SPK , defterlere
yansıtılmadığı için tefeciden alınan büyük meblağı görmemiştir. Oysa
borsa özelleştiğinde; direkt zarar görecek olan yönetim, üyelerini çok
dikkatli bir şekilde kontrol edecektir. Denetlenmeyen SPK’nın , sağlıklı
denetim yapmasının imkansızlığı , şirketler battıkça daha iyi
anlaşılmaktadır. Özelleşen ve rakibi olan borsalarda manipülasyon oranı
sıfıra yakındır.
Soru 82: Mevcut kötü durumu tanımlamak için kelime bulmakta
zorlandığımız ekonomimizin geleceğini nasıl görüyorsunuz ?
Cevap: Berbat desek karamsarlığa kapılacaksınız , fevkalade desek
iyimser olup inanmanız bir yana güleceksiniz 1994 ‘de yayınlanan
kitabımızda da yer alan benzer bir soruyu o tarihte şöyle
cevaplandırmıştık : “Ekonomi maalesef çok kötüye gidiyor.Türk ekonomisi
büzüldükçe büzülüyor.Daha da fenası bu durum devam edeceğe
benziyor.Büyük potansiyeline rağmen Türkiye’nin yaklaşmakta olan kötü
sonu engelleyemeyeceği görünüyor…” Evet … Ekonomi 1994 kitabımızın 164.
sayfasında yer alan bu öngörü, maalesef günümüzde yaşanıyor.Atasözümüzde
anlam kazandığı gibi, görünen köy kılavuz istemiyor. Çözüme kavuşmak ,
düze çıkmak için halkımızın , “Ankara kafası” ile bu meselelerin
halledilemeyeceğini artık görmesi gerekiyor.
Soru 83: Belediyelerde rüşvet , görevini suiistimal ve yolsuzluk
örnekleri her gün yazılı ve görsel basında yer almakta. Liberal Demokrat
Parti bu kötü gidişe son verebilecek mi ?
Cevap: Getireceğimiz sistem , yani serbest rekabete dayalı Liberal
uygulamalar , yöneticilere kötü niyetli olmaları halinde bile hareket
alanı bırakmaktadır. Şehirdeki bütün parsellerin imar durumu açıkça ilan
edildiğinde , su ve kanalizasyon hizmetleri ile toplu taşıma tamamen
özelleştirildiğinde , belediyelerin ticaretle meşgul olan şirketlerinin
faaliyetlerine son verildiğinde , davetiye usulü kaldırılıp bir ay önce
duyurulan şeffaf ihaleler ile park , bahçe, kaldırım , yol yapımı ve
benzer hizmetler özel sektöre bırakıldığında , yani devlet gibi
belediyeler de tüm akçeli işlerin dışında tutulduğunda yolsuzluk dönemi
kesinlikle sona erecektir.
Soru 84: Başta Kazakistan , Kırgızistan , Türkmenistan olmak üzere
Türk-i Cumhuriyetler ile 10 yıl önceki sıcak ilişkilerimiz
kalmadı,galiba bu kervana Azerbaycan da katıldı ki Bakü- Ceyhan boru
hattı gündemden kalktı.Bu durumları nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Cevap: Irkçı yada hegemonyacı tavırları reddeden LDP, dış Türkler
konusuna çok özel bir değer ve önem vermektedir. Türk-i Cumhuriyetlere
yaklaşımımız hami veya ağabey tavrında değil, samimi bir dost ya da
candan akraba gibi olmalıdır. Soydaşlarımızın onurlarını rencide
edebilecek beyan ve davranışlardan özenle sakınılmalı, iki eşit olarak
ilişkiler sürdürülmelidir. Bireyler arasında olduğu gibi devletler
arasındaki münasebetlerde de tevazu, hoşgörü ve sevecenlik esas mihveri
teşkil etmelidir.
Soru 85: Sınırlarımız dışındaki Türklerle diyalogumuzda, TRT’nin
üstlenmesi gerekli fonksiyonu icra edemediği ortadadır. Bu konuyu LDP
nasıl çözümleyecektir?
Cevap: Başarısız olduğu kadar haksız rekabetinde tipik bir örneği
konumundaki TRT ’yi derhal özelleştireceğiz. Devletin tiyatrosu ,
operası , korosu , dans grubu gibi Radyosu ve Televizyonu da
olmayacaktır. Halktan toplanan vergilerle ne işletmecilik ne de sanat
icra edilebilir. Özel radyo ve televizyonlar , milletimizin hiçbir bedel
ödemeden sahip olduğu en büyük değerdir ve devletin her yıl trilyonlarca
lirayla sübvanse ettiği TRT’ye rağmen yükselişlerini sürdürmüşlerdir.
Dışarıdaki soydaşlarımız TRT’den çok, özel radyo ve televizyonları takip
etmektedirler. Liberal Demokrat Parti ; yayınların izlenmesi oranını
içeridekiler dışarıdakiler ayrımı değil , kalitenin belirleyeceği
inancındadır.
Soru 86: Liberal Demokrat Parti halkın benimsediği manevi değerlere
nasıl yaklaşıyor? Örneğin Parti kurulduğunda kurban kesildi mi?
Cevap: Milli olsun, manevi olsun toplumun benimseyip sahip çıktığı
değerler o ülkenin harcı, bütünleştirici çimentosudur. Liberal Demokrat
Partinin çalışma, teşebbüs gibi din, vicdan, ve düşünceyi ifade
özgürlüğünü de temel ilke almıştır. Vatandaşların bu bağlamda
hürriyetlerini serbestçe kullanmasının zeminini oluşturmayı öncelikli
görevler arasında saymıştır. Kurban ise Parti’nin açılışında değil,
İslamiyet'in öngördüğü doğrultuda, mensuplarımız tarafından kurban
Bayramı’nın sabahında kesilmiştir.
Soru 87: Halkın %99’unun Müslüman olduğu ülkemizde, din hizmetleri
organizasyonunu üstlenmiş bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bakış
açınız nedir?
Cevap: Bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı,din görevlilerinin
tayinleriyle, nakilleriyle, maaş tespit ve düzenlemesini yapar. Ayrıca;
imamların dışında, vaaz verebilecek nitelikteki görevlileri belirleyerek
bu kişileri hem yetkili hem de sorumlu kılarak camilerde ayrımcılığı
önler ve düzeni sağlar. Camilerin; Diyanet İşleri Başkanlığı
sorumluluğundan çıkartılarak cemaatlere ve tarikat mensuplarına terk
edilmesi, gelecekte telafisi mümkün olmayan sorunlara yol açar. Bu
nedenlerle Liberal Demokrat Parti, Diyanet işleri Başkanlığı’nın Mevcut
Konumunu ve işlerini, Kuruluş yasası paralelinde sürdürmesinden yanadır.
Soru 88: Sol Partiler dışındaki politikacılar (Demirel ve Özal dahil)
prim yapacağı inancıyla “Sınırımız Adriyatik’ten Çin denizine kadardır”
söylemini sürekli dile getirmekten yarar ummuşlardır.Fayda sağlayıp
sağlamayacağı bir yana , Liberal Demokrat Parti bu söylemi rasyonel
bulmaktamıdır?
Cevap: Büyük ve güçlü bir devlet olan Türkiye’nin komşularına , kuşkuya
yer bırakmayacak nitelikte sınır garantisi vermesi gerekir.
Soru 89: Yunanistan’ın, İstanbul’u da topraklarına katmayı öngören bir
“megalo idea” hedefleri vardır. Biz sınır garantisi vereceğiz onlar
silahlanacak. Böyle dostluk tesis edilebilir mi?
Cevap: Türkiye’de sadece öğrencilerin sayısı , Yunanistan nüfusunun bir
buçuk katı. Ayrıca Yunan Nüfusunun yarıdan fazlası yaşlı ve doğum oranı
da çok düşük . Türkiye’nin nüfusu sürekli artarken Yunanistan , mevcudu
ancak koruyor. Onlar açısından da “megalo ideanın"hoş da olsa bir hayal,
Türkiye korkusunun ise çok yakın olduğu biliniyor. Eğer dostluk
kurulması isteniyorsa (ki çok gereklidir.) güçlü olanın güçsüze teminat
vermesi normaldir.
Soru 90: Patrikhanenin Dünya kamuoyunda büyük etkisi olduğu ve bu
konumunu Yunanistan lehine kullandığı yaygın kanaattir.Liberal Demokrat
Parti’ye Göre Patrikhane İstanbul’da kalmalımıdır?…
Cevap: Elbette kalmalıdır.Ülkemize Gelen devlet başkanları (yalnız
seçilmişler oy kaygısı ile değil Krallar, Kraliçeler dahil) ve diğer
ünlü kişiler, resmi program dışında Fener’e giderek Patrik’i ziyaret
etmektedirler.bu Türkiye’nin önemi ve kredibilitesi açısından da çok
büyük bir puandır.Tıpkı papanın Vatikan’ı önemli kılması gibi… Ayrıca ,
İstanbul’u zapteden Fatih Sultan Mehmet ,kendisi için çok kolay olmasına
rağmen patriği şehirden kovmamış ,aksine büyük imtiyazlar tanıyarak
ruhani liderliğin bütün fonksiyonlarını icra edecek şekilde oturmasının
şartlarını sağlamıştır. Bir başka önemli konu da ; Türkiye’nin
Patrikhane’yi gereği gibi değerlendirip yararlanamayışıdır. Durumu
anlamak için İsviçre’nin , patrikhanenin ülkesine naklini istediğini ve
Cenevre’de tahsis edilen arazinin arzuya uygun şekilde
kullanılabileceğini duyurduğunun bilinmesi yeterlidir.
Soru 91: Türkiye’nin komşularıyla iyi ilişkiler içinde olmasını öngören
LDP; bir komşusuna ( Irak ) müttefiki bir ülkenin ( ABD ) koydurduğu
ambargoya destek vermesini nasıl karşılıyor?
Cevap: Yapılan; yanlış dış politika uygulamasına teşkil edecek tipik bir
basiretsizliktir. Bugün ABD kamuoyu dahil tüm dünya, Irak’a uygulanan
çocuk maması ve ilaç ambargosunu utançla anmaktadır. Bu konuda maalesef
ilkeli ve Türk milletine yakışan şekilde insancıl davranmadık. Altını
çizerek vurguluyoruz ki; LDP döneminde insan haysiyetine ve haklarına,
Türk örf, adet ve geleneklerine, milli çıkarlarımıza ters düşmeyecek dış
politikalar uygulanmasını hiç bir güç engelleyemeyecektir.
Soru 92: Dış politikaların belirlenmesi ve bazı yaptırımların gündeme
gelmesi aşamasında Silahlı Kuvvetlerin etkinlik oranı ne ölçüde
olacaktır ?
Cevap: Silahlı Kuvvetlerimiz; siyaset dışı konumu ile milletimizin büyük
sevgi ve itimadını kazanmış , alternatifi olmayan bir kurumdur. Her
hangi bir dış müdahaleye karşı ülkemizin sınır güvenliğini, halkımızın
can ve mal emniyetini üstlenmiştir. İç ve dış politika ile ilgisi
olmayan ordumuzu siyasete bulaştırmaya kalkışanlar, sorumluluk taşımayıp
ortak arayanlardır. Bu konudaki tek geçerli referans Atatürk’ün “Ordu
siyaset dışıdır ve öylede kalmalıdır.” sözleridir.
Soru 93: Dış politikanın belirlenmesinde siyasi,oluşumların şekil
verilmesinde Liberal görüş sahibi olan LDP ekonomik ilişkilere ne ölçüde
ağırlık tanıyacak ve öncelik verecek?
Cevap: Devletin ilişkilerinde esas olan belirleyici unsur
siyasettir.Ekonomik ilişkiler hiçbir zaman siyasi ilişkilerin önüne
geçemez. Ekonomik çıkarlar elbette önemlidir, gözetilmesi dikkate
alınması gerekir.Ama siyasi hedefler para için asla terk edilemez.
Soru 94: Kıbrıs Sorunu; Birleşmiş Milletler’de ve Avrupa Birliği’nde ve
diğer uluslar arası platformlarda direkt yada dolaylı olarak ülkemize
“çözüm getirin” şeklinde fatura ediliyor. Liberal Demokrat Parti bu
konuyu zamana bırakmayı mı düşünüyor?…Cevap hayır ise bir çözüm formülü
var mı?
Cevap: Öncelikle belirtelim ki; Liberal Demokrat Parti Kıbrıs’ta taviz
verilmesine karşıdır. İki toplumun birlikte yaşaması mümkün değildir.
Böyle bir durum, 1974 öncesinde olduğu gibi iki toplumun sürekli
kapışmasından, dolayısıyla Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinde
gerilimin maksimuma oturmasından başka bir sonuç getirmeyecektir. 12
Eylül 1980 ihtilalinden sonra Evren tek taraflı bir kararla
Yunanistan’ın NATO’ya girmesine rıza göstermeseydi… 1991’de : ABD
başkanı Bush’un Türkiye’den yana ağırlık koyacağını bildiği için Yunan
Başkanı Mitçotakis’in istemeyerek gittiği Paris’te Kıbrıs sorununun
sıcağı sıcağına çözümlenmesi söz konusu iken Mesut Yılmaz “Şimdi seçime
gidiyoruz,sonra bakarız. ” diye işin ucunu bırakmasaydı… Türkiye şimdiki
dezavantajlı duruma düşmez, gündemde Kıbrıs diye bir sorun
bulunmazdı.Biz adada iki ayrı devlet olmasında ; hem Rum kesiminin hem
de Yunanistan’ın yararı bulunduğunu tarafların (somut örnekler ortaya
konulduğunda ) kabulleneceği inancındayız.
Soru 95: Türkiye’de sadece öğrenci sayısının Yunanistan’ın bütün
nüfusundan fazla olduğunu belirttiniz. Ne var ki; kişi başına düşen
yıllık gelir açısından Yunanistan bizi dörde katlıyor.Bu durumun
telafisinde Liberal Demokrat Parti bir nüfus planlaması ve doğum
kontrolü düşünmekte midir?
Cevap: Hayır…Ailemiz kaç çocuk sahibi olacaklarını kendileri karar
verecektir.Biz her konuda olduğu gibi doğumla ilgili olarak bir zorlama
ya da yönlendirme ön görmüyoruz. Liberal Demokrat Parti Devleti
yönetmeye ve vatandaşın önündeki bürokratik engelleri
kaldırmaya,kısıtlamanın her türüne son vererek Türkiye’yi gelişmiş
ülkeler seviyesine çıkarmaya taliptir. Partimizin; bireyin özgür
iradesiyle belirleyeceği hiçbir konuya müdahalesi kesinlikle gündem
maddesi bile olmayacaktır.
Soru 96: Liberallik geniş anlamda kimliksizlik ile özdeşleşmiyor mu?
Cevap: Ne ilgisi var ?.. Bilakis Liberalizmi benimseyen ve tüm
kurallarıyla uygulayan toplumların fertleri çok açık bir kimlik
sahibidirler. Mesela insanların milliyetçi olmamaları mümkün mü?
Ülkemizi çok sevdiğimizi ve her zeminde Türk olmakla iftihar ettiğimizi
dile getirmiyormuyuz? Şartlar ne olursa olsun muhafazakar kimliğimizi
korumuyormuyuz? Dini inançlarımızdan ; örf, adet ve geleneklerimizden
taviz vermeyişimiz kimliğimizin açık göstergesi değil midir ?
Milletimizin tamamının;çağdaş her türlü ihtiyacını karşılayacak refah
seviyesine ulaşmasını sağlayacak programımız toplumcu kimliğimizin
tescili olmuyor mu? Liberalizm kimliksizlik değil, tam aksine kimliğe ve
kimliklerin çeşitli olabileceğine inanan , saygı gösteren bir
doktrindir.
Soru 97: Rahmetli Adnan Menderes “Devr- i sabık yaratmayacağız”
söylemiyle iktidar oldu. Şüphesiz iyi niyetle, birlik ve beraberliği
sağlamak amacı ile yola böyle çıktı. Ne var ki; bu yanlış bir ölçü oldu.
50 Yıldır devlet talan edildi ve hiçbir iktidarda “devr-i sabık”
yaratmadı. LDP’de bu galat-ı meşhuru sürdürecek mi ?
Cevap: 1950 yılı şartlarında merhum Bayar , davet edildiği Çankaya
köşkünde günün Cumhurbaşkanı İnönü’ye öyle bir teminat vermeyi zorunlu
görmüştür. Toplumda “devr-ı sabık yaratmayacağız” güvencesi dolayısı ile
Demokrat partiye iktidarın devredildiği ve ülkede çok partili demokratik
sisteme geçildiği ortak yargıdır. Sonraki iktidarlar için Demokrat
partinin güvencesinin geçerli olmayacağını izaha gerek yoktur. LDP’nin ;
özellikle 1960’dan bu yana birbirlerini aklayan , yanlışları görmezden
gelen iktidarların yolundan gitmesi söz konusu dahi edilemez.Zira böyle
bir uygulamanın benimsenmesi LDP’nin kendisini inkarıyla eş anlamlı
olur.
Soru 98: Atı alan Üsküdar’a geçmiş, devleti soyanlar gidip AB’ye
Avrupa’ya yerleşmiş Türkiye’de kalanlar ise zaman aşımı ve aflar
dolayısıyla huzura ermiş. Hortumcular, vurguncular götürdükleri malı
afiyetle yerken, hesap sorulacaktır dediğinde LDP’nin önünün açılmasına
ve iktidar olmasına seyirci mi kalacaklar?
Cevap: LDP mutlaka ve mutlaka, olmazsa olmaz kararlılığı ile hesap
soracaktır,eski deyimle “devr-i sabık” yaratacaktır. Anayasa dahil,
yasalar değiştirilecek ve mümkün olan en eski tarihe kadar gidilerek
tüyü bitmemiş yetim hakları, gasp edenlerden geri alınacaktır. Tekrar
ediyoruz !… Bu ilke; iktidarımızın ya da koalisyon ortaklığımızın
“OLMAZSA OLMAZ ” değişmez şartıdır. “Tencere dibin kara, seninki benden
kara” misali Ankara Partileri, birbirlerinden hiçbir yolsuzluğun
hesabını ciddi şekilde soramazlar. Sadece popülist çıkışlarla
politikanın sığ sularında oy avcılığına yeltenirler.
Soru 99: Türkiye için çok radikal çözüm önerileri sunan ve fazla iddialı
hedefler gösteren LDP, bu programı uygulayacak homojen bir meclis grubu
için gerekli niteliklere sahip millet vekillerini tek tek bulup merkez
yoklamasıyla mı belirleyecek ?
Cevap: Elbette ki hayır … Sürekli vurguladığımız husus, vatandaşın özgür
iradesinin önüne hiçbir engel konulmaması, varsa mevcutlarında
kaldırılmasıdır. Hal böyle olunca ; Asıl olan milletin, vekilini de
kendi ölçüleri ve değer yargıları ile seçmesi esastır. Merkez
yoklamasıyla vatandaşın önüne isimler koyup “millet vekili adayları olan
bu kişilere oy vereceksin” demek ne liberal görüşle, ne çoğulcu
demokrasiyle,ne de asgari nezaket kurallarıyla bağdaşır. Ayrıca bu
yönetimle Meclise giren milletvekillerinin halkın temsilcisi olmadığı,
arkalarında kendilerini destekleyen bir seçmen kitlesinin
bulunmayışından da bellidir. LDP her seçim bölgesinde yapılacak ön
seçimle, vatandaşın kendi temsilcisini belirlemesinin zeminini
hazırlayacaktır. Böylece kişileri adaylığa da, milletvekilliğine de o
bölge insanlarının seçebilmesinin (dolayısıyla hesap sorabilmenin ) yolu
açılacaktır. Doğaldır ki; Meclise salt halk desteği ile gelen
milletvekillerinden oluşan parlamento grubu da, her kişiden ve zümreden,
her işlemin hesabını son noktasına kadar sorabilecektir.
Soru 100: Programınız, vaatleriniz ve çözüm önerileriniz, çok hoş
olmanın da ötesinde, aslana sorulan “Yavru ceylanı severmisin?” iştah
kabartıcı müjdesine benziyor. Buraya kadar iyi, hoş da … Ya bugüne kadar
diğer partilerden dinlediğimiz pembe masallar gibi seçim sonrasında
bunların da bir serap olduğu anlaşılırsa bizim anamızın sütü kadar saf
ve temiz oylarımızın diyeti nasıl tahsil edilecek ?
Cevap: Demokratik parlamenter sistemde bu güne kadar inandırıcı cevabı
bulunmayan bu sorunun karşılığı, diğer ülkelere de örnek teşkil edecek
kadar, LDP açısından net bir şekilde teminata bağlanmıştır. Şöyle ki;
Yüksek seçim kuruluna isimleri bildirilen ve kesinleşmiş listeler de yer
alan her aday, seçim öncesinde “etkili konuma geldiğimizde, LDP’nin
Seçim beyannamesinde belirtilen hususların 6 ay içinde
gerçekleştirilememesi halinde milletvekilliğinden istifa ediyorum”
dilekçesini, ifade edilen sure sonunda TBBM Başkanlığı’na Gönderilmek
üzere,seçim bölgelerindeki “noter” e verecektir. Sonuçta LDP ya
kendisine tevdi edilen kutsal görevi yerine getirecek, ya da emaneti en
kısa sürede sahibine teslim etmiş olacaktır. Bizim sözümüz senet,
teminatımızda dilekçemizdir.
|